19 Ocak 2013 Cumartesi

Siminya Röportajı

Merhaba Siminya, öncelikle roportajı kabul edip taaa buralara kadar geldiğin için, arkadaşlarım ve tüm insanlık adına teşekkür ederim deyip, hazırsan ilk soruma geçiyorum: Siminya'nın anlamı nedir yahu? Nerden buldun bu adı? O an aklında ne vardı da Siminya diye bir isim ortaya çıktı?

 İnanır mısın kapımda ropörtajcılar kuyruk olmuş vaziyette, ilk bizi gör, önce bize konuş diye; götünü başını dağıtanlar mı ararsın, araya vekil yakınlarını sokanlar mı ararsın... ama ben her zaman armatör girişimlerden yanayım bu nedenle seni seçtim balbazar.
Siminya'nın anlamı, çıkış noktası, taşıdığı ulvi anlamlar vs. bunlar benimle mezara gidecek konular lütfen özel hayatımı çekmeyin!!

Eee madem özel hayatımı çekmeyin diyorsun, bende oraya buraya çekmekten bi anlık vazgeçip başka bi soru sorıyım. Anlamını söylemiyorsun, aynı adla olan birde blogun var http://siminya.blogspot.com burada güzel güzel, hatta bana göre çok güzel yazıyorsun. Blog tutmaya neden başladın? Blog yazmaktaki amacın ne, dünyayı değiştirmek falan mı??

Türk televizyonlarında ilk kez burada açıklıyorum, Pasifik Okyanusu'nda bulunan Obanapus adalarına gidebilmek için blog yazıyorum. Hedefime çok yaklaştım hesaplarıma göre 10 post daha girdim mi vira vira

Heee o zaman biz sana şimdiden yolun açık, silahın dik olsun diyoruz. Peki bloggerlar arasında anonimliğini korumayı başaran tek isim olduğunu söyleyebiliriz. Bir gün kendi kimliğin ile sosyal medyada, yada geleneksel medyada seni görebilecek miyiz?

Son iki anonim kale olarak malın gözü ve ben kalmıştık oda bir blogcu kızla aşka yelken açıp ete kemiğe bürününce bu yüce davada yalnız kaldım, takviye kuvvetler bekliyorum. Şu sıralar ergen kızların okuldaki manitalarından dertlenmek için blogspot hesabı almaya başlamaları tek umudum, yeni anonimlere her zaman destekciyim tecrübelerimden yararlanmalılar. Şimdiye kadar anonimliğimden sıyrılmak için adamakıllı bir neden bulamadım.

 Peki sosyal medyada anonimler çok fazla takip edilmesine rağmen, küçük bir yanlışlarında herkes toplaşıp bi anda üzerlerine gidiyor ve bu durum şu anda her olayın ardından gelenekselleşmiş durumda. Birde sürekli onların gerçek kimliğini merak edip duranlar var ve durmadan sağa sola resimlerini, isimlerini ve hatta nerdeyse kütük bilgilerini sağa sola gönderip afişe etmeye çalışıyorlar, bu konu hakkında ne düşünüyorsun? Sence anonim olan biri, öyle kalmaya devam etmeli mi? ve kendisi çıkıp kimliğini açıklamadıkça hakkında yapılan afişe çalışmaları hakkında ne düşünüyorsun?

Afedersin bir tarafına dürtecem sosyal medyanın. Bu dediğin ilk zamanlarda teee sosyal medyanın galu belasında daha baskındı. Adınla soyadınla iş arkadaşlarınla oralarda arzı endam etmeyince burunlarının kibirli titreşimini yaşadığın şehirden hissederdin. Hele markasız cümle kurmuyorsan sıtarbık, linkemind, nutella, peripella kelimelerini telaffuz etmiyor viralci takımına layk yalakalığı etmiyorsan afrikalı muamelesi görüyordun. Sonra çok şükür dahada çok anonim geldi onlarki akın akın bu üstün ırkın yaşadıkları medyayı istila ettiler. Onların kıyamet alameti, yecüc mecücleri olduk. Anonimler artık saygı görüyor. Saygının sebebi çıkar-girer ilişkiside olabiliyor ama olmasa bile bir saygı var hissediyorum.  Çok ünlü adlı-sanlı abiler bir yıl önce anonimler için kurdukları cümlenin tam tersini kurmaya başladılarsa bu anonimlerin zaferidir. Fotograflarını afişe etme veya hatalarını yakaladıkları anda al aşağı etme çabası normal. Eğer haddin ve arkan olmadan çikitamuz adıyla yüzlerce/binlerce insanın sevgisini kazanmışsan, bu muzun arkasını görmek isteyenler olacaktır. Sana olan sempatiyi azaltacak, duyulan güveni azaltacak en ufak bir materyal için takla atanların olması şaşılacak bir şey değil. Sevenlere şaşırmıyorsun da sevmeyenlere neden şaşırıyorsun? Herşey zıttıyla beraberdir. Kimliğini açıklamaya zorlatılmak despotluk, sana neden kimliğimle gelmek zorundayım? suçum ne? sen polis misin? polis bile olsan sana cevap vermek istemiyor ve susma hakkımı kullanıyorum. 


Tamam yeter!! vurma artık, hepsi öldü. Peki avatarlarında kullandığın şu Pembe Panter'in kız arkadaşının resmini nerden buldun? Neden o, neden neden neden???
Atalarımızın dediği gibi "aşada bir yalan attım yukarı çıktım bende inandım" aşağıda bu fotodaki kız benim diye salladım, yukarı çıktım buna kendimde gönülden inandım. Foto bana ait bunu kabul etmeyenler kıskanç ve çekemezdir, lütfen çekemeyin!

Tamam çekemiyoruz : )) Peki iyi bir blog yazarı olduğun konusunda herkes hem fikir. İyi olmanın nedeni bir çok kişiden farklı bir tarzın olması ve ilişkilerinden çok, her hangi bir konu hakkındaki eleştirel tarzınla yazman. Peki sürekli eleştirel yazarken sıkılmıyor musun? Mesela ben bazen, sürekli eleştirel yazmadandan sıkılıyorum ve "öfff ne bu ya öffff" diye bağırıp duvara kafa atıyorum. Bi keresinde de elime şemsiye alıp balkondan aşşağı atlamışlığım bile var.

Mesela bende sen beğenesin okuduktan sonra ferahlayasın diye yazmıyorum. Hatta dünyada bi sen kalsan bi ben, genede senin hoşuna gidecek tek cümle kurmam, tipim değilsin. Zaten dersini de iyi çalışmamışsın daha önce ki bir röpartjımda ( işte öyle kafasına gökten röportaj yağan bir insanım) "neden  hep ilişkilerini yazıyorsun" denmişti bir diğeri de "seks yazarı olmanın sakıncılarından bahseder misiniz" demişti, önce basın camiası olarak aranızda karar verin, beyin fırtınası yapın ben nece, nasılca yazıyorum, kafa yorun bunlara! off hayat çok zor tanrım.


Tanrının seni duyduğundan eminim. Öte yandan diğer konuya gelince; yoo bence hiç de ilişki veya sex blog yazarlarından değilsin. Neyse bunu seninle tartışmayacağım, demek biz basın camiası da herkes gibi kendi içimizde parça pinçiğiz, en kısa zaman içerisinde senin "ne yazarı" olduğun hakkında oturup bi karara varmayı talep edeceğim. Peki sadece blog mu yazıyorsun? Blogun dışında  nufus cüzdanındaki isminle yazdığın bi yer var mı? Bize adres gösterebilir misin? Yoksa hayır var deyip, konuyu uzatıp adres vermeden noktalayacak mısın :))

Blog dışında bir de kitabe yazıyorum. Tamam ciddi oluyorum kendi ismimle değil ama başka isimlerle yazıyorum hatta kısa bir süre yazdıklarımdan para kazandım. Blogumda yazdığım geyik yazıların dışına çıkıp; siyaset, din, bulunuş metafiziği ve eskotoloji üzerine makaleler yazmaktayım. Yazıp yazıp kendim okuyorum. çevremdekilere eskotoloji üzerine araştırma yapıyorum dediğimde, üzeri pudingli etimek tatlısından bahsettiğimi düşünüp “ nesini araştırıyon yapta yiyelim”" diyorlar. Bir gün hepsinden harcanan gençliğimin öcünü alacağım!!!5555



Senin o eskotoloji dediğine, biz arkadaşlarla aramızda eskatoloji diyoruz taaaammmı?? (Pardon bi an kendimi kaptırdım, tamam itiraf ediyorum, valla ne demek olduğunu henüz yeni Vikipedi'den öğrendim. Hazır tek harf yanlışı yapmışken yüzüne vuruyum, seni rencide ediyim dedim.) Peki "blogum dışında, kendi ismimle değil ama başka isimlerle yazıyorum, hatta kısa bir süre yazdıklarımdan para kazandım" dedin. Yazdığın yerlerde, sen olduğunu yani Siminya olduğunu bilenler var mı? Ve hatta şöyle sorıyım, yazarken para kazandığın yerler senin Siminya olduğunu biliyorlar mıydı?
 

Hayır başka isimlerle yazdım/yazıyorum. Hatta bir defa aynı sitede iki başka isimle para kazandım, hesap numaramdan bile çakmadılar onada yolladılar onada hahahah. Sonra vicdan azabı çektim acaba bu bir dolandırıcılık mı, acaba şu ödülleri yollayan arkadaşla konuşup itiraf etsem mi diye düşündüm. Sonra sol omuzumdaki şeytan dürttü: saçmalama al at cebe hayvan gibi harca manyak nihohoho dedi. Yazılarımla, elimin teriyle kazandım ben o paraları koçum.

 O paralar 10 parmağının hakkıdır. Afiyet şeker olsun. Peki bloglarda, hatta gazetelerde sürekli ilişkilerini yazanlar hakkında ne düşünüyorsun? Hatta sanki yataktan hiç çıkmıyorlarmış gibi, sanki sürekli biri üzerlerinde varmış gibi yazanlar hakkında ne düşünüyorsun??

Bizim seks hayatımız orta parmağa dayalı kaldı diye kıskanmayalım lütfen, belkide gerçekten yataktan hiç çıkmıyorlardır hı? Yazının her türlüsü lazım, çünkü insanların arzuları, üzüntüleri, zaafları neredeyse hep aynı. Birileri yazacak, anlatacak ki bizde aynı olduğumuzu anlayalım. Kimse basur olduğunu söylemeseydi, basurun başkalarında da olabileceğinden kimsenin haberi olmayacaktı.


Peki bende ilişkilerimi yazsam, çamaşırlarımı balkona kurusun diye astıktan sonra, toplarken eksik olduğunu farkedip bunu blogda "dantelli külodum çalınmış ehi ehi" tarzında yazsam demiyor musun?

Yazdım ya arkadaş izlemediği filmin eleştirisini yapan ömür gedik gibisin ha! Platonik aşklarım, ayrıldığım, kaybettiğim aşklarım hakkında yazılar var ama tabi okuyan nerde hohooo kime anlatıyon. Aaa dur sen sorunca hatırladım bak, kiracımızı ipteki iç çamaşırlarıma bakarken gördüm, biliyon mu?  


Yok be valla blogunu okuyorum, ama öyle inciğini cinciğini kurcalayarak okumuyorum. Bazen okumaya çok ara verdiğimde oluyor, belki o aralar yazmışsınırdı. Bide sizin kiracılarla aranızda olanları bilmiyorum, daha önce özel olarak anlatmadın ki, nerden biliyim. Ama şimdi sen anlattınya, mesela başka zaman kalkıp aynı soruyu sorsan "tabiki biliyorum" diye cevaplarım. Neyse kiracınızla, çamaşırlarınızın arasına girmiyim. Peki yazılarını nasıl oluşturuyorsun, yani öyle aklına ilk gelen cümlelerle mi yazıyorsun, yoksa üzerinde bayağ bayağ çalışıyor musun?

Yazı yazmadan önce bir etüd çalışması yapmıyorum şunu dersem şunu elde ederim, bunu yazarsam bundan olurum gibi. Allah ne verdiyse estirip yağdırdıktan sonra, çok matah olmayan imlamla güya bir düzeltme yapıyorum yayınlıyorum işte. Bu arada taktın ilişkiye 


Dur daha o konu hakkında baya sorum olacak. Peki madem "taktın ilişkiye haaa" diye dikleniyorsun, hemen blog cinselliğini geçelim. Peki normal hayatında cinselliğini rahat yaşayan biri misin? Yoksa bir erkeğe göz kırptığın an çevresi tarafından "orospu diye" tag'lenecek (evet havalı olsun diye tag dedim) bi yaşamın mı var?

Blog cinselliği ney be hahahahahha blogumdan hamileyim kızımız olacak :( Reelde son yıllarım hayalden halüsülasyona varan bir cinsel yaşamdan öteye gitmedi. Cinsel özgürlük henüz Ankara-Mamak hava sahasına gelmedi, ama Melih Gökçek söz verdi, önümüzde ki seçimde ona oy verirsek Ankara'ya Hollanda getirecekmiş, işte o zaman vuracağız seksin gözüne.


Blog cinselliği işte abarta abarta anlatmak oluyor. Ben ona blog cinselliği diyorum : )) Neyse madem Ankara'ya Hollanda geliyor, bende sizin oralara taşınıyım olsun tamam. Zaten kiracınızda senin çamaşırlara bakıyormuş, onuda evden çıkartırsınız ben gelip yerleşirim. Valla çamaşırlara da bakmam. Hem bananesi sizin kirli çamaşırlardan, ben kendi kirli çamaşırlarımla ilgilenirim. Şeyyy ehem öhöm tamam şeye dönelim, blog yazarlarından güzel yazan bir kaç kişinin kitabı çıktı. Sende Dizüstü Edebiyat serisinde yer alacak mısın?

Dizüstü edebiyat’ın gündeme düşmesiyle aynı günlerde doğdu bu soru, karındaşlar. Dizinde çocuk sallayan analar bile “benimde dizlerim var, benim dizimin senin dizinden ne eksiği var? edebiyat istersen tillahını yazarım” diye isyanlardaymış son gelen haberler bu yönde. Cem Mumcu’ya  gazinocular kralı, yetenek avcısı Fahrettin Aslan muamelesi yapmanın anlamı yok. Adam hangi bi yeteneğe yetişsin maşallah bu kutsal topraklardan yetenek fışkırıyor. Bence beklentileri azaltmanın tam zamanı, dünyanın en hayalci insanı benim, ben bile bu kadar hayale kapılmadım. Neydi Maria Puder’in lafı
*Beklemekte olduğun şey, ancak onu beklediğini unuttuğunda gerçekleşir; bu, evrenin ''Sen bakarken soyunamıyorum'' deme şeklidir



Bu son söylediklerini biraz açmak lazım diye düşünüyorum. Yani sen kitabım olmayacak mı diyorsun, yoksa kitabım bir gün muhakkak olacak ama şimdi acele etmeyeyin mi diyorsun?

Nedir bu kitapta kitap baskısı abicim? emoları rahat bırakın murathan mungan'ı rahat bırakın çok üzülüyorum diyorum :(( birgün kendime ait bir kitabım olacak he tamam he. Birini sana yolluycam, birini Harun Güven'e (sana yolladığımın içi boş olacak çünkü senin bana ait telefon faturasını bile okumanı istemiyorum o kadar kılım, ciddiyim!)




 Aman bana kıl olsan ne olacak, seni istenmeyen tüy diye alır, kenara atarım taaaaammmı????? Çok pardon neyse, bi an sana laf yetiştirirken pröfesyönelliğimi unuttum. Peki kültür mantarlığını bi kenara bırakırsak, bize biraz da kötü alışkanlıklarından bahsetsen olur mu? Mesela sigara, alkol, uyuşturucu bunlardan hangisini kullanırsın?

Marihuana diye bilinen hint keneviri adlı bitkinin tohumlarını yeme alışkanlığım var. İllegal değil ha. Türkiye’de eğer büyük alanlara ekim yapmıyorsanız belli miktarda cannabis yetiştirmenize izin var, satışı serbest. Bir iki defa ot içtim. Eroin kullanmadım ama, eroinman olan sevgilime bulmaya çalıştım. Çocukluğumun kısa bir döneminde de tutkal koklayıp, izmarit ve sigara filtresi çiğnedim, bunları neden yaptığımı anlamış değilim. Bi kaz b*ku yemedim işte. Tadı fena değilmiş.

Kaz b*kunu bende merak etmiyor değilim. Sen söyleyince hepten merak ettim, girdim google'ın el değmemiş sitelerine baktım, bide ne göriyim, kazlar dönüp tekrar yediklerinden bulmak çok zormuş. Kaz b*oku bulmak imkansız ve onu geçersek okurlarımıza kötü alışkanlıklarından hangisini tavsiye edersin?

Hint keneviri tohumunu tavsiye ederim. Buğday taneleriyle birlikte kavrulup yeme şekline orta anadolu’da kavurga deniyor, çok seveceklerine 1 kilo kenevirine bahse girerim. (adresim menejerimde, menejerim yok)


Menejeri her defasında menenjit diye okuyorumya, kesin ben menejitlikle bi derdim var herlisi diyim ve konuyu 360 derece, pardon 180 derece değiştiriyim. Annen için bi yerde örtülü demiştin, peki sen de örtünüyor musun? Veya sana hiç "örtün breeee siminya saçların rüzgarda savrulup durmasın" dediler mi? Bu konuda hiç ailenden baskı gördün mü?

Evet, canım anam örtülü abdestli, namazlı ailecek ondan şefaat bekliyoruz, hepimizin kurtarıcısı olacağını düşündüğümüzden içimiz rahat, sırtımız pek. Ben örtülü değilim, bir ara abim kapanmam için ikaz ediyordu, ama sonra oda yoldan çıktı, daha bişey diyecek yüzü kalmadı.

Peki örtünme konusundan ne düşünüyorsun? Ülkemizde sürekli başörtü sorunu var. Mesela ben bu konuda birileriyle bi tartışmaya girdiğim zaman bana "benim anne annemde başörtülü taaam mıı?" diye bi cümleyle başlayıp, atalarının imanından dem vurduktan sonra "ama artık çağ değişti" gibi bir şeyler söylüyorlar. Zaten ilk cümlelerinden sonra bayıldığım için, devamında ne dediklerini hiç bir zaman anlayamadım. Senin düşüncelerin ne bu konuda?
 
Ters mantıkla bakalım "ermenilik dini simgedir, kamuda ermenilik olmamalı, okullara girerken ermeniliği çıkarıp girmeliyiz" desek veya "çikolata emperyalizmdir, kakao üreten ülkeler çikolatalarıyla başka milletlere bağımlılık aşılarlar , çikolata günden güne toplumun her kesiminde benimsenir yemeyen kalmaz, sokağa çikolata yemeden çıkamayacak hale geliriz, bu durumda çikolata yasaklanmalı, marketlere çikolata girmemeli " desek nasıl görünür?  tuhaf ve saçma görünmüyor mu? işte başörtüsüne yapılanda böyle saçma salak bir muamele. insanların nasıl yaşayacakları , ne biçim giyinecekleri,  neye tapacakları,  ne yiyip ne içecekleri tamamen bireysel özgürlükleriyle alakalıdır ve başka hiç kimsenin söz söyleme hakkı yoktur. 



Bu arada laf arasında çaktırmadan sorıyım, vatandaşlık numaran nedir?
Sana bu soruyu sorduran federasyon güçleri değil mi? arkanda hangi kim var? Kim kardasian? Kim besincır? Vatandaşlık numaramı nerene sok... yani kısacası konuş soysuz köpek! Unutmadan beyaz leblebi yerim çay içerim.

Beyaz leblebi yiyip çay içmeyi boşver sen, de bakalım havyarı elle yemek falan ister miydin? Yani şu anki yaşadığınçevreden daha farklı bir çevrede doğup büyümek ister miydin?

Hemde nasıl. Hayatımın 4/3 nü ben buraların insanı değilim diyerek geçirdim. Tosba kabuğundan çıkmış kabuğunu beğenmemiş, mehhh ben sizden farklıyım yıhhh yıhhh siz benim bildiklerimizi nerden bilceniz diye az kibirlenmedim. Sonra gözüme sümsüğü yiyince özümü buldum, şimdi eşitiz

Peki senin için aile nedir? Ne anlama gelir?

Bu soruna hazır cevap vereceğim;
Aile gelmiş geçmiş en kusursuz tefecidir. Bağışlar gibi verir karşılığını ödemezsen ayakların yerine kalbini kırar.
Aileni kaybetmek diye bişey yoktur, ailen zaten sana hiç ait olmamıştır. Aileni kazanırsın sadece, sen onlara ait olursun. Ama nasıl kazanacağımızı bilmediğimiz herşeyde olduğu gibi bunda da kaybetmek ölesiye korkutur bizi. Godsyndrome

Hımm çok doğru, çok güzel demiş. Peki aşk varmı sizin gezegende. Yada sen hiç aşık oldun mu?

Hıhı 4-5 defa aşık oldum dereceleri farklıydı ama hepsi aşktı, eminim.

Peki madem, 4-5 defa aşık olduğundan bu kadar eminsin, aşk nedir? Nasıl aşık olunur, nasıl hissedilir? Aşık olduğunda nasıl yer, içersin? Aşık olmak sende her hangi bir değişiklik meydana getirdi mi? Mesela ben bu ara karıma aşık olduğumu fazlasıyla hissettiğim için, iş yaparken falan dağınıklaştığımı, çok fazla dışarı çıkmadığımı farkettim. Sen aşık olduğunda nasıl biri olursun? 
  
Bu aralar 140'ın gücü adına aşk o kadar çok tarif edildi ki aşkı açıklayan, aşk şudur, şöyledir, budur gibi hiç bir cümleye tahammül edemiyorum. Aşkı bi güzel benzetecek malzeme tükendi. Herkes bilir aşık olunca hissedilenleri gayet yalın: uyuyamazsın, heyecanlısındır, iştahın kapanır, kendine daha çok bakarsın, dalgın olursun, bardak koymaz kırarsın. Aşık olduğunu muhatabına söyleyince eğer karşılık alırsan iştahın açılır, bardaklar kurtulur, faturalar şişer. Bende böyle olurum işte. Sonra cinsel fantezilerim artar buda iç çamaşırı alma dürtülerimi tetikler. Sürekli beyaz banyo fayanslarının önünde kendimi çekerim. Onun gözüyle kendimi izlerim acaba bacağımı beğenir mi diye bacaklarımı seyrederim, acaba saçımı okşarsa parmakları takılır mı diye saçlarımı okşarım takılma olursa gider saç kremi alırım. Hangi ses tonuyla ona seslenirsem etkileyici olurum diye sık sık ses tonu çalışırım. Tabi evdekilere çemkirdiğim sesi heryerde olur olmaz kullanmam doğru olmaz. İşte bunun gibi detaylar.


"Hayatımda yaşadığın en kötü şey nedir?" denildiğinde, "sevdiğim insanın öldürülmesi" diye yazmıştın bi yerde, bu sevdiğin kişi derken, komşu, arkadaş veya bunun gibi bir şey mi? Yoksa sevgili gibi bir şey mi?

İnsan komşusunu sever mi ya ülkeler bile komşusunu sevmiyorken. Tabiî ki sevgilimden bahsediyorum. 


Tamam komşuları fazla ciddiye aldığım için böyle sormuş olabilirim, lütfen bu kadar beni ezikleme. Peki sevgilimden bahsediyorum dedin, öldürülen bir sevgilin oldu mu? Bu soruya istersen 3noktayla cevap verebilirsin (...) Biz seçilmişler ne dediğini anlarız
 
(...) 3 nokta ilginç bir buluş. Sadece üç zerre yapıyor bütün derinliği o zerrelerin vermesini bekliyorsun, bazen veriyorda. Son yazılarımdan biri 3 noktanın dilinden medet beklemekle dolu. 


Evet o yazın tumblr blogundaydı bak onu tüm zerrelerine kadar okudum, çok iyi hatırlıyorum. Bide senin hakkında "rüzgarı, kar'ı ve yağmuru sevmeyen biri" diyorlar. Neden Siminya neden sevmiyorsun? Ne biçim kadınsın sen ya, yağmurda sevgilinle el ele tutuşup zatürre olmak istemememin nedeni ne?

Çünkü bunlarla üşüyorum ve üşümekten nefret ediyorum. Doğa olaylarının içinde fotograf çektirmeye meraklı sevgililerin güneş batarken öpüşmeli, ay doğarken el ele tutuşmalı, yağmurda tek montun içine sığışıp fingirdeşmeli fotograflar çektirmek için verdikleri emeğe saygım sonsuz. Bunlar hep ön çalışma, yer tespiti, çalışılmış duruş vs. isteyen zor işler. Saygı duymamak elde değil. Fotografik sunumları saymazsak bu atraksiyonlar çok da şahane anılar gibi gelmiyorlar, yaşamayan bilemez (yaşamadım bilmiyom anla işte)  Yağmurda yürüyüp pozlar keseceğinize gidin sıcak yatağınızda postlar kesin abi.

Eeee ama sende hiç bir şeyi sevmiyorsun. Hatta aşk filmlerini sevmediğini bile biliyorum, peki ne izlersin Lara Croft mu? Ceyms Bond mu?

Hakkaten bende ne melanet hırkasıymışım!! aşk filmi sevme, yağmurda yürümeyi sevme, iç çamaşırını çalan olmasın, blogunla seks yapma..aaaa şimdi uyandım ( yeni yazı ile bu eksikliklerimi hemen telafı etmeye davranıyom) Ha evet şeye dönersek bilim kurgu, savaş ve macera filmlerini seviyorum. Geleceğe dönüş, jurassic park, forrest gump ve  thruman show filmlerini sayısız defa izledim, doymuş da değilim.

Hımm peki en son izlediğin film hangisi?

Mel Gibson’ın yönettiği Apokalipto

Evet bende çooook eskiden izlemiştim. Filmde bayağ anlamlıydı bence, gerçi ilk izlediğimde külodumu giyip ormanda falan yaşamak istemiştim, ama sonra "dur lan ne yapıyorsun altı üstü bi filmdi, otur yerinde derin manalar ara bul yeter. Gidip ormanda yaşamak senin neyine breee Aytunç" dedim de durdum. Peki filmden aklında kalan bi replik var mı?

En şahane sahnelerden biri olduğunu düşündüğüm şelale sahnesinden hemen sonra kahramanın “Ben Jaguar Pençesi. Billur Gökyüzü’nün oğlu. Bu ormanda benden önce babam avlanırdı. Benim adım Jaguar Pençesi! Ben bir avcıyım. Bu benim ormanım. Ve ben öldükten sonra da oğlum, oğullarıyla birlikte avlanacak” diye bağırarak söylediği repliği tutmuştum sonra film hakkında nette neler konuşulmuş araştırdığımda hemen herkesin bu replikden etkilendiğini hatta filmin temel repliklerinden biri olduğunu gördüm.

Allah Jaguar Pençesi'nin ve atalarının yerini cennet etsin. Peki rotayı 7inci sanattan, 7notalı sanata aniden döndürürsem  sırf konu komşuya hava atmak için gitar alıp eve bıraktığını söylemiştin ve hatta hava atmak için aldığın gitarı, zamanla kendi kendine öğrenmişsin. Aslında hep meraktan soruyorum bunları gitar dışında başka enstrüman çalabiliyor musun?

Bir ara hava atmak için eve forklift bile aldık işe de yaradı hani. Şimdi onu perde takmak için kullanıyoruz. Gitarla yaptığım etnik müziğin (oğuz yılmaz’dan seçme eserlerden coverladığım) hakkiyle anlaşılmadığını görüyorum ama zamanı gelince usta bir müzisyen olduğumu tüm cebeci esnafına kanıtlayacağım! Neden cebeci diye sorma, onlarla görülmemiş hesaplarım var.

Sanırım Cebeci esnafı albüm teklifini falan reddetmişler. Öyle acılı konuştun gibi geldi de. Bunun dışında müzikle aran sadece gitarla mı sınırlı? Yoksa ciddi bir ilgili misin?

Sazı daha çok seviyorum gitarı görünce aklıma Kayahan ve Akdeniz akşamları şarkısı gelmesini engelleyemiyorum. Bunlar da malum hoş etkiler değil, travma bile sayılırlar. Müziğin sadece dinleyicisiyim duşta bile söyleyemem, kulağım yokmuş. (????)

Hımm demek kulakların yok. Ama gönül gözün falan var, onlarla kitap okuyabildiğini düşünüyorum. Yada şöyle bağlıyım soruyu; Kitaplarla aran nasıl? Ne sıklıkla okursun.

Kitaplara zaafım günden güne azaldı. Çocukluğumda okuduğum gibi okumaya devam etseydim şimdi yeni zellanda edebiyatına varmıştım. Duvara monte büyük bir kütüphanem ve yüzlerce kitabım var. Siyasi, dini, roman, fıkra ne ararsan. Ama ciddi bir sorunum var kitaplarda verilen bilgilere şüpheyle yaklaştığım için roman dışındaki kitapları okurken kuru sayfalarla tartışmaya başlayıp fikir ayrılığına düştüğüm noktada kitapla geçimsizliğe düşüyor ve fırlatıyorum. Bundan hiç hoşlanmıyorum.

Peki senin bir kitabın var mı? Çünkü yazmadığını, kitabın olmadığını hiç söylemedin?

Hayır yok

Bu ilk, en kısa ve net cevabından sonra korkudan üzerinde durmuyor ve azcık ucundan alakalı bir soruya geçiyorum. Eğitim hayatı ortaokulda son bulan, ama buna rağmen dışardan takviye eğitim alan birisin. Peki ailen seni okuldan alınca, o an  nasıl bir eğitim DUMUR'un oldu??

“Bişey olmaz yav şu ipi de atlayım geri sıralara dönerim” diye düşünüyordum. Olayın ciddiyetini kavrayacak bir yaşta değildim. Çocuklar ve aileler eğitimin anlamını anlayana kadar okula devlet zoruyla gönderilmeli. Eğitim lise sona kadar zorunlu olmalı. Bu olsaydı götün var, memen var diye kimse beni eve tıkamazdı.


Bu konuda neresinden tutsam bilemediğim için hıhıhıhı haklısın diyorum. Bu arada farkında mısın, röportajın sonuna gelmişiz. Zaman ayırdığın için, 10 parmak klavye kullanıp ha bire cevap verdiğin için, hatta dünyaya gelip Siminya diye biriyle karşımıza çıktığın için, tüm insanlık adına teşekkür ediyorum. 

(Bu röportaj daha önce Blog Dergisi'nde yayınlanmıştır.) 

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Ne yazık ki hiç samimi bulmadım. Ben ünlü olmayı, şöhret budalası olmayı seçmedim demiş bir yerlerde. Kendimi çok eleştirmeye başladım kitap çıktıktan sonra, alkış budalası değilim vs demiş... Gel gör ki yazdıklarını okudum ama çok abartılmışsın, imla kurallarından bile haberin yok ve yalnızca trajediden besleniyorsun aş bunları biraz dediğim yorumu yayımlamamayı seçmiş. Yazık. Konuşmak ben alçakgönüllüyüm, şöhreti elimin tersiyle ittim, her yerde övülmeyi beklemedim demek kolay.