30 Aralık 2014 Salı

Wifi Ekonomisi

Geçen haftalarda Petersburg tatilimde yaşadığım internet sıkıntısı sonrası, sokak gezilerinin o tatlı yorgunluğunun ardından dinlenmek için girdiğim iş yerlerini, wifi olanlar arasından seçtim.

Bunu o an bilinçli olarak yapıyor olsamda, arkadaşımla konuşuncaya kadar farkına varmamıştım.

Tabii benim gibi tatile çıkmış ve zaten para harcamaya hazır biri için, bir mekanda wifi olması demek; oraya girip yemek yiyeceğim ve harcama yapacağım anlamına da geliyordu.

Sonrasında bu konuya biraz daha detaylı olarak dikkat ettim ve neredeyse iş yerlerinin camekanlarının bir köşesinde "wifi bulunur" ibaresinin olmasının bile tek başına müşteri çekme potansiyeli olduğunu gözlemledim.

Bu durum sadece yaşadığım deneyim sonrası edindiğim sıradan bir gözlem iken, biraz daha geniş çerçeveden düşündüğümde şunu anladım ki; özellikle yurt dışına giden tatilciler için wifi olan bir mekân demek, oraya müşteri olmak demekti.

Konuya bu bağlamda yaklaşırsak, aslında cafe ve restoran benzeri yerler dışında da internet hizmetinin olması gerektiğini anlamak çok da güç değil.

Örneğin giyim mağazaları...

Müşterinin beğenip kararsız kaldığı veya denediği bir giysiyi Whatsapp'daki arkadaş grubuna atıp fikirlerini sorması ve gelen yorumlar sonrasında hareket etmesi gerçeğini bilmeyen yoktur. Durum böyleyken sanırım wifi hizmetinin olması gereken yerlerin başında giyim mağazalarının geldiğini söylemeye de gerek yok.
Ama ne yazık ki henüz giyim mağazalarında da bir wifi hizmetiyle karşılaşmış değilim. Bu durum Petersburg için de geçerli, Türkiye için de.

Belki de bu konuda çok geç kalmamak lazım. Çünkü mağazaya gelen müşterinin sırf internet bağlantısı olmadığı için yapacağı alışverişi ertelemesi ve hatta bu alışverişi başka bir yerde yapması ihtimali çok yüksek. Ayağımıza kadar gelen müşteriyi kaçırmamak adına wifi hizmetinin, yangın söndürme tüpü kadar önemli olduğunu düşünüyorum.

Aynı durum bir mobilya mağazası için, farklı hediyelik eşya satan iş yerleri için de geçerli.

Bu konuyu basitçe düşündüğümüzde durum böyleyken daha geniş çerçeveden de düşünmek lazım. Örneğin ülkeler gözünden.

Yurt dışına çıkan herkes gezdiği yerlerin en az 10-15 fotoğrafını çekip arkadaşlarıyla, takipçileriyle paylaşıyor.
Ama internet sıkıntısı olanlar paylaşacağı görsel sayısını ister istemez düşürüyor. Oysa gelen ziyaretçilerin internet paketi olsa, bütün profillerini gelmiş olduğu ülkenin fotoğraflarıyla, yaşadığı güzel anlarla dolduracak. Ama internet paketi kısıtlı olduğu için, paylaşımlarını da kısıtlıyor.

Yukarıdaki paragrafı çok da uzatmadan şununla keseyim: ülkelerin turist çekmek için sürekli büyük tanıtım bütçeleri ayırdıklarını bilmeyen yoktur.

Şimdi bu iki kesinliği alıp bir araya getirelim:
Fotoğraf çekip paylaşmak isteyen turistler ve ülkeye turist çekmek isteyen devletlerin devasa tanıtım bütçeleri eşittir: Win Win

Büyük tanıtım bütçelerinin küçük bir parçasıyla, ülkenin önemli noktalarında bedava wifi noktalarının yaratılmasıyla, ülkeye gelen turistler birer turizm elçisine dönüştürülebilirler. Üstelik maliyetleri o devasa tanıtım bütçelerinin çok çok altında kalacaktır.
Üstelik büyük kampanyalara da gerek yok, sadece wifi hizmeti ver gelenler o şehrin binlerce fotoğrafını paylaşsın ve arkadaşlarının gelmelerini de tetiklesinler.

Hiç yorum yok: