Ana içeriğe atla

Kayıtlar

kişisel etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ben Alper Abiyim

Oğlum bugünlerde öğrendiği kelimelerine yenisini ekleyip dururken, artık abi kelimesini de öğrendi ve bu yüzden durmadan "ben alper abiyim" deyip duruyor. Bakalım bi sonraki kelimesinde ne olacak. Birde sanırım oğlum çok fazla bencil. Çünkü oyuncaklarını sahiplenme durumu çok abartılı ve asla paylaşmıyor. Yalnız ihtiyacı için birinden bir şey isterkenki masum halleri varki, akıllara durgunluk veriyor.

Ailemiz; başarısızlığımızın en büyük bahanesi.

Geçen ay bi arkadaşımla sohbet ediyorduk. Konu dönüp dolaşıp ailesi ve kendi yaşamına geldi. Kendisinin sürekli ailesi tarafından yaptığı veya yapacağı işlerde başarısız olacağını söylenerek hiç destek görmediğini ve bu yüzden yapmak istediği bir çok şeyden geri kaldığını söylüyordu. Konuşma bayaa uzadı ve bi yerden sonra artık içinden çıkılamaz bir hale geldi. Hatta sohbetimiz adeta bi paradoksa dönüşmüştü. Çünkü hangi konuyu konuşsak konunun sonunda ailesi karşımıza çıkıyordu. Bende iyice sıkılmıştım ve çocuğun her konuda ailesini engel olarak görmesi canımı fena sıkmıştı. Bunun üzerine dayanamadım ve "madem ailen senin için çok önemli ve sen sürekli onlardan destek görmediğini ve üstelik destek görmediğin gibi de onlar tarafından da kısıtlandığını düşünüyorsun, öyleyse onların bugün sana ihtiyaçları yokken, onlardan kötü bir şekilde bile olsa ayrıl ve yapmak istediğin şeylere yönel. Kendi ayakların üzerinde durmaya çalış. Nasılsa onların bugün sana ihtiyaçları yok, seninde onla...
Ben küçük bir çocukken göğüne sadece ağaçların uzandığı bir şehirde yaşardım. En büyük apartman 3 katlıydı ve sadece çocuk sesleri duyulurdu mahalle aralarından. Şimdi yaşadığım şehirde ağaçları görmek için şehir dışına çıkıyoruz ailece ve gökdelenler göğü delik deşik ettiler. Çocuklarda bir tuhaf artık. Ya susmayı öğrendiler ben büyürken, yada hepsi susturuldu ardımdan… Oysa ters giden bir şeyler var artık dünyada, herkes farkında ama herkesin işi başından aşkın, kimsenin dünyasını kurtaracak zamanı bile yok artık…

İnsanların duymak istediklerini, söylerseniz sadece kendinizi kandırırsınız.

Geçen yıla dönüp baktığımda, arada her ne kadar mutsuzluğa yol açacak durumlar, olaylar olsada gördüğüm tek şey; genel anlamda mutlu, güzel bir yıl olduğuydu. Benim için 2010 kendime zaman ayırdığım, sadece kendimi dinlediğim, kendimle yüzleştiğim ve kendimi anlamak üzerine iç yolculuğuma çıktığım bi yıl oldu diyebilirim. İyi veya kötü, sadece kendi kararlarımı verip hareket ettiğim bir yıl olduğu için mutluyum. -------------------------------------------------------------------------- Geçen yıl şunu daha iyi anladımki, bazen olayları gerçek anlamlarıyla anlamak için, üzerinden zaman geçmesi gerekiyor. Hatta o zaman bazen yıllar da sürebiliyor. Eğer bir olayı o an anlamıyorsanız, bırakın olduğu gibi kalsın. Çünkü olaylar o anda bir bütün gibi görünsede, aslında çevremizde paramparça halinde bulunuyorlar ve gerçek anlamıyla algılayıp çözümlemek için o parçaları birleştirebilmek ve birleştirmiş olmamıza rağmen aslında gerçek anlamda zihnimizde bir arada görebilmek öne...

365gün

Bugün 2010 yılını geride kalırken, 2011 için planlarımı, hayallerimi yazmak istedim. Ama düşününce yazabileceğim ve yazıyla doyurucu bir şekilde okuyucuya anlatabileceğim planlar, hayaller olmadığını farkettim. O yüzden sessiz kalmak ve 2011 yılında insanların empati yeteneklerinin artmasını beklemekten başka yapacağım bir şey yok. Planlarımı yazamasamda 2012 ye girerken, hepsinin gerçekleşmiş olmasını ve 2013 için yeni planlarımı, hayallerimi rahatlıkla yazabileceğimi umuyorum. Herkese dolu dolu geçecek 365 gün diliyorum.

Paraya Bağlı Kişisel Gelişim'lerimiz

Bugünlerde çevremde olan, tanıdığım veya tanımaya çalıştığım bazı insanlara dikkat ediyorum da odaklandıkları tek şey para kazanmak üzerine. Bu tabi ki de yanlış olan değil ve zaten maddi sıkıntılar kişiyi bu konuya odaklanmaya itiyor. Ama bana göre burda yanlış olan şey şu; yaşanılan maddi sıkıntılar karşısında doğru olanı yapmayı bırakmak. Evet doğru olanı yapmayı bırakmak, güzel düşünmeyi bırakmak... Bu ne kadar doğru, bir davranış? Belki o kişiye göre doğru olabilir, ama bana göre yanlış. Çünkü insan her halükarda sıkıntı yaşamaya, ulaştığı refah seviyesine göre harcamaları da artmaya devam edecek. Bundan kazandığımız kadar harcarız sonucuna ulaşabiliriz. Dolayısıyla lafı uzatmadan, konuyu şöyle noktalamak istiyorum: Şu an kazandığınız kadar harcarken, elinizde olmadığı zamanki yeterliliği nasıl kabullenip günüzü geçiriyorduysanız, bugün kazandığınız kadar harcamak yerine artık fazlasına odaklanmayıp, biraz hayata bakışınızı genişletmeye odaklanın. Çünkü cebinizdeki paranın değeri,...

2010'un İlk Yarısı Bitti, Hayatınızda Neler Oldu?

Yılın ilk yarısını atlattık. Geriye dönüp baktığımda neler yapmış olduğumu, hayatımda nelerin değiştiğine, nelerin aynı kaldığına bakmanın zamanı geldi. 2010'a girerken, üzerime alındığım ilk mim'den dolayı ''ilk mim'' yazısını yazmıştım ve o blogumda yayınlanan ilk yazımdı. O yazıma bakacak olursam, özetle nelerin değiştiğine şimdilik şöyle bir dönüp bakmak istedim: 2009 da farklılıklarımı keşfetmiştim ve bunları şimdilik artıya çevirmeye, diğer insanlara da yararlı olmaya çalışıyorum. 2009 da geleceğim için bir hedef belirlemiştim ve buna bağlı olarak 02.01.2010 tarihinde İstanbul'a yerleşmiştim. İstanbul'a yerleştikten sonra, bir kaç görüşme yapmış ve ardından 01.02.2010 tarihinde Promoqube 'de çalışmaya başladım. Tabii bu arada Eğitişim 'de Reklamcı Oluyorum kursuna katıldım ve belgemi aldım. 2009 da oğlum Alper ''babbbaaa'' demişti, şimdi çok sağlıklı bir şekilde büyümeye devam ediyor ve tabii biraz daha gevezeleşti. Yürüyor...

Olmak veya olmamak ???

Bugünlerde kendim olmak ve olmak istediğim gibi davranmak arasında gidip geliyorum. Şu an bulunduğum duruma baktığım zaman, olmak istediğim gibi hareket ettiğimden dolayı, bu durum içinde olduğumu görüyorum. Peki pişmanmıyım? HAYIR değilim. Ama olmak istediğin gibi davranmak, olmak istediğine doğru yol almak çok zor ve yorucu. Üstelik bıktırıcı ve yanlızlaştırıcı :)) Çünkü bir zamanlar seni sevdiğini söyleyenlerin hepsi, sana karşı çıkıyor ve tek başına kalıyorsun. Tüm iç hesaplaşmaların bi anda başlıyor. Vicdanının olduğunu düşündüğün ama aslında, vicdanın olmayan onlarca ses duyuyorsun. Hepside senin daha ilk adımlarını korka korka atmaya başladığın bu yoldan geri döndürmek için bağrışıp duruyorlar. Sadece iç seslerin bağrışmıyor, yakın bulduğun insanlar sana sırt çeviriyor ve sen dünyaya sıradan biri gibi değilde, sanki bir mucize eseri annesiz ve babasız gelmiş gibi kala kalıyorsun. Tanıştığın yeni insanlarda, sana kendi mantık pencerelerinden bakarak konu hakkında ...
Siz anlaşılmak için istediğiniz kadar tepinin, karşınızdaki kişi asla sizi anlamayacaktır. Nedeni de, kendini başkasının yerine koyma halinin (empati) geçen yüzyılda kalmış olması. Bu sabah bunu tekrar deneyimledim ve hatta bu hafta içinde, bunu onlarca defa deneyimlemiş oldum. Bu haftaki deneyimlemelerinden 2si kırıcı, yıpratıcı, sağlam psikolojisi olan her hangi birini bile yerle bir edebilecek şiddetteydi. Zaten, en çok kıramayacağın insanların bunu yapması yıpratıcılığın şiddetini artırıyor. Hayat işte bende tüm bu yıpratıcılıklar sayesinde daha güçlü oluyorum, ders çıkarıp, yenilmemeye çalışıyorum. Ama illa kırıldıktan sonra, ders çıkarmak nereye varacak hiç bilmiyorum. Hep beraber göreceğiz :))

3nokta

Aslında bir şeyler yazmak istiyorum, ama etiketlenmekten ve hayatım boyunca o etiketi taşımak zorunda kalmaktan korkuyorum. İyisimi, susmalıyım şimdilik, gidip sessizce bir kenarda kendime kızmalıyım...

Su üstünde koşturmak

Bu videoyu görünce aklıma geldi. Küçük bir çocukken, kafayı patlattığım konuladan biride su üzerinde yürümekti. Bu yüzden havuza gittiğimizde, herkes artistik hareketler yaparken, ben koşturup su üzerinde adım atmak isterdim. En fazla 2 adım atardım ve cumburloppp :)) Demekki az daha inad etseydim, şu an rahatlıkla yürüyebiliyor olacaktım :Pp

Şu betonarme şehirde, çimen lekesi, pantolondan çıkmasa da olur ki :)

Bu aralar internet bağımlılığımdan kurtulmanın yollarını aramak için, önemli, önemsiz ama internetten uzak şeyler yapmaya sarmış durumdayım. O yüzden artık her akşam, iş çıkışı kendimi İstiklal caddesinin kalabalıklığına bırakıp sürükleniyorum. Galata'ya kadar bu şekilde, sürü psikolojisinin hakim olduğu beynime karışmıyorum, ama oraya gelince artık yön değiştir şurdan dönde ara sokaklara karış diyorum kendime. Ara sokakları bol bol geziniyorum. Her gün farklı bir sokağa girip ana caddeye ulaşmaya çalışıyorum. Caddeye ulaştığım zaman, nereye gittiğimi önemsemeden yürümeye başlıyorum. Dün Beşiktaş'a doğru yürüdüm, Kabataş'da parkta oturup denizin, acımasızca kıyıyı dövmesini izledim. Sonra kalkıp yür ümeye başladım. Dolmabahçe'ye gelinceye kadar 3 çiftin kavgasına şahit oldum. Kimbilir ''onlar için ne kadar önemli'', ama aslında beş para etmez önemsiz bir konu hakkında tartışıyorlardı. İlerde geri dönüp, birbirlerine söyledikleri için, bin pişman ola...

Her günüm, en güzel günüm

Bazen ilerleyen yaşından şikayetçi olan insanlar görünce o kadar üzülüyorum ki anlatamam. Bulunduğu yaşın kıymetini bilmemek bu olsa gerek. Ben şahsen bulunduğum hiç bir yaşta şikayetçi olmadım. Çünkü bir daha o yaşa dönüşümün imkansız olduğunun hep farkındaydım. Yaşımın gerektirdiği gibi yaşamak, yaşımın gerektirdiği gibi davranmaktan hiç geri kalmadım. Gülünç duruma düşmekten de hiç korkmuyorum. Bazen çocuk olmak istediğim oluyor ama, asla çocuk gibi davranarak çocuk olamayacağımın farkında varıyorum. Bulunduğum yaş 25 ve ben şu an delice kararlar alıp onlarla hayatıma devam ediyorum. Yaşım 35 olduğunda asla dönüp 2o li yaşlarımın özlemini çekmeyeceğimden eminim. Her günümün, en güzel günlerim olduğunu bilerek yaşamak, beni bugün yeterince mutlu ediyor.

İlk mim

Severek takip ettiğim, yazılarını büyük bir keyifle okuduğum Hasan BAŞUSTA, ''DEĞİŞİK DÜŞÜNCE'' blogunda, ''2009 Neden İyi Geçti''( http://hasanbasusta.com/2009/12/2009-neden-iyi-gecti/ ) mim'i başlatmış. Bende kendimce nedenlerimi yazdım. Blogumu 02.01.2010'da açmayı planlamış ve yazılarımı hazırlamıştım. Ama mimi görünce ilk yazımın, ilk mim'im olmasını istedim. Bu yüzden 2010'a ilk mim ile girmek kısmet oluyor bana. 2009 neden iyi geçti: 1-Kendimi 2009 yılı boyunca azcık daha tanıdım. Hatta tanımak değil, kendimi, farklılıklarımı keşfettim. 2-2009'da, geleceğim için bir hedef belirledim. 3-Oğlum Alper "bbaabbbaaaa" dedi. 4-Hedeflediklerim için 02-01-2010 tarihine geçen haftadan yer ayırttım. 5-Kendime daha fazla saygı duymaya başladım. Böylece karşımdaki insanlara da saygılı olmaya başladım. 2010'un dilediğimiz gibi, hedeflediğimiz yerlere ulaşmamız temennisiyle yazıyı noktalıyorum.