14 Eylül 2016 Çarşamba

Örtünmek İnsani Bir Eylemdir - Selim Tuncer

8-9 yıl önce FriendFeed kullanırken Selim Abi'yi de orada görüp takip etmeye başlamıştım. Ortamın en ağır abilerindendi ve ağırlığı, ordaki kendini bilmezlerin kilo ve yaşlarından farklı olarak; sadece ilmindendi.
İşte bu yüzden Selim Abi'yi orada olduğu gibi, her ortamda yıllarca takip etmeye devam ettim ve hâlâ da takip ediyorum. (burası biraz korkutucu oldu :)
İşte o Selim Abi'nin geçen gün Facebook hesabında paylaştığı "örtünmek insani bir eylemdir" cümlesiyle başlayan post, Bülent sayesinde kar tanesinin çığa dönüşmesi gibi, bana mısın demeden aldı başını gitti.
Günler süren tartışma sonrasında Selim Abi'den "tartışma bittikten sonra alıp bloga koyabilir miyim?" diye izin istedim "olur" dedi. Ondan izin almışken de, yorumlara hiç müdahale etmeden olduğu gibi copy-paste yapıyorum. Buyrun tartışmaya;

Örtünmek insani bir eylemdir. Ölçüsü ise incir yaprağından başlar, dinlere, kültürlere ve bireysel tercihlere göre çeşitli oranlarda genişler. Bu ölçüyü genişletmek veya daraltmak (daha açık bir ifadeyle kapatmak veya açmak) yönünde kadına yapılan her türlü baskı bana göre kadınlık haysiyetine yapılmış bir tecavüzdür. Bu konuda bir norm koymak ve bunu cebren uygulamak devletlerin işi olmamalıdır. (İran ve Fransa mesajımı almış olsun, ben başka bir konuya gireyim.) Askerlik ve polislik gibi bazı mesleklerde üniforma kullanımının ise kapatma-açma konusuyla ilgisi yoktur, başka zaruretlerin sonucudur. Böyle bir mesleğe intisap etmek de bir tercihin sonucu olmakla birlikte, üniformalı da olsa saçını örtmek isteyen kadınlar elbette bu haktan mahrum edilmemelidir. Ancak, başörtüsünün yüzü kapatma oranı, üniformayla uyumu, pratiklik, estetik gibi birçok standardın göz ardı edilmesi yanlıştır.
BeğenDaha fazla ifade göster
Yorum Yap
36 Yorum
Yorumlar
Bulent Yilmaz Abi kusura bakma ama bu okumuş Yazmış kitlenin idarei maslahatçı halleri de artık gına getirdi. Devletin polisi hakimi nasıl olurda dini sembolle hizmet verir yahu? Aşimdi şu uyduruk laikçi sıfatını üstüme almayı göze alarak soruyorum. Kuranda "kadınlarınız dışarı çıktıklarında tanınmayacak şekilde örtünsünler" şeklinde ifade edilen ayetden yola çıkarak çarşaf giyen bir kadın bunu inancı gereği yapmaktadır ve türbanlı kadından bu bağlamda zerre kadar farkı yoktur. Şimdi sen hangi hakla hangi kıstasla bu kadına polis olamazsın diyeceksin? Neymiş o örtünmenin sana göre uygun olanı? Ötekine göre uygun drğilse ne diyeceksin. Türk devrimine vurulan her darbeye kenardan alkış tuta tuta yurdum aydınının bizi getirdiği yer bu uçurum kenarıdır. Dünyanın hiçbir yerinde kendisini var eden devrime karşı bu kadar hoyrat bir aydın şuursuzluğu göremezsiniz. Türkiye artık bir emevi arap toplumudur. Bunda en büyük suç da sözde liberalizm adı aldında bu karşı devrime meşruiyet pışpışlayan aydınlarımızındır.
A. Selim Tuncer Mesaide olduğumuz için cevabını akşam alacaksın. Sen o zamana kadar dini olan nedir, ladini olan nedir, ona biraz kafa yor. Bir de ayetin aslını araştırır mısın, öğrenelim. Ben daha önce duymamıştım bunu.
Bulent Yilmaz http://www.kuranmeali.org/.../kurani_kerim_mealleri.aspx. Ayet son derece açık şekilde kadınların tanınmayacak şekilde örtünmelerini salık veriyor. Aynı ayet Afganistan'da burkayla sonuçlanıyor. Kuranın yazıldığı topraklar olan Arabistanlı kadınların dışarda nasıl giyindikleri malumumuz. Demek ki kuranda örtünmeyle ilgili ayetler var ve bu öyle yurdum insanının bir kısmının sandığı ve uyguladığı örtünme değil. Çarşaf ve hatta burkayı doğuran yorumların kurani temelleri olduğunu bu ayetten anlıyoruz. Lütfen akşamki cevabında beni inancı gereği çarşaf giyen ve hakim olmak isteyen inançlı bir kadın var sayarak cevap ver. Hangi demokratik gerekçeyle bana hayır deyip k ndi şirin örtünme biçimini dayatacaksın? Ben senin nazarında türk aydınını açıkça cumhuriyet devrimini satmakla suçluyorum. Kusuruma bakma bu konudaki söylemim şirin kelimelerle olmayacak çünkü yapılan şeyin adı maalesef budur.
A. Selim Tuncer Hakarete vardırmamak kaydıyla hiç şirin görünmek zorunda değilsin. Yalnız, tam sınırdasın, söyleyeyim. O durumda tartışma sona erer. Bu arada, bu ayeti biliyorum. Dini bir tartışmaya girecek yetkinlikte olmamakla birlikte, ilk yorumunda yazdığın gibi ayet “tanınmayacak şekilde” demiyor, “tanınmaları için” diyor.
Bulent Yilmaz A. Selim Tuncer öyle demiyor abi. Tanınıp incinmemeleri için diyor. Bu cümle tanınmayacakları şekilde örtünmeleri gerektiği anlamına gelir. Ama mesele o da değil. Bu ayeti bu şekilde yorumlayanlar var mı el cevap var. Modern hukuk bitti de şimdi dinin dehlizleri arasında bu tartışmalara mı gireceğiz. Nerde kaldı sdküler hıkuk?
A. Selim Tuncer Türkçe hatası... Yukarıda arkadaşın gönderdiği linkteki yazının sadece baş kısmını oku.
Bulent Yilmaz A. Selim Tuncer yazım hatası yok. Kuran mealleri bu hataları minimize etmek için nette sekiz on farklı çeviriyle birlikte yayımlanır. Alttaki aynı ayetin farklı meallerini okursan göreceksin...
A. Selim Tuncer Bunu tartışmak için değil, bir yanlış bilgiden kurtul diye uzatıyorum. Nitekim mealini verdiğin şekilde okuduğunda da doğru anlamına ters bir şey yok. Türkçenin cilvesi diyeyim bu sefer. Arapça bilmem, ama Osmanlıca bilgimle ayetteki orijinal kelimeyi (أَن يُعْرَفْنَ) paylaşıyorum seninle. Tanınmaları, bilinmeleri...
Bulent Yilmaz A. Selim Tuncer abi ok senin dediğin gerçek ve hatta doğru olsun. Sana diyorum ki bunu dediğin gibi anlamayan ve yorumlamayan insanlara hangi hukuki gerekçeyle ket vuracaksın? Öte yandan dediğin gibiyse bunu başörtüsü şeklinde yorumlamak da zorlama değil mi? 1400 yıl önce sokakta tehdit altındaki arap kadınını jöle cariyeden ayırmak için. Konulmuş bir normu günümüz hukuk sistemine yedirmenin gerekçesi ne olabilir? Tehdit altında mıdır türk kadını? Kendisini kölelerden ayırması gereken bir örtüye bürünmesi mi gerekmektedir? Değil sanırım. Öyleyse amaç nedir ve sen neye destek veriyorsun.
A. Selim Tuncer Alttaki çevirileri sen oku. O kadar eminsin ki, okumadan bana tavsiyede bulunuyorsun. 
A. Selim Tuncer Devamı ilerleyen saatlerde...
Bulent Yilmaz Yüzlerce kez okuduğumdan emin olabilirsin
A. Selim Tuncer Yav, çoğunluğu benim dediğim gibi çevrilmiş, görmüyor musun?
Bulent Yilmaz Yahu çoğunda tanınıp da incitilmemeleri için örtünsünler deniyor. Tanınmayacak şekilde örtünme nasıl bir şeydir bir tarif eder misin?
Bulent Yilmaz Bu suudiler de anlamıyorlar okuduklarını. Baksana kadınları hep yanlış anlamış kendi dillerini. Türkçe mealden mi okudular acaba?
A. Selim Tuncer Yordun beni. "Tanındıkları için incitilmeyecekler"... Kelimelerin tek tek çevirisi de var verdiğin linkte. Kapatıyorum konuyu. İstediğin gibi inanabilirsin. Arapları bilmem ben.
Bulent Yilmaz Sokaklarda özgür türk kadınlarıyla köle cariyeler birlikte dolandığında sana katılacağım. O zaman türbanlı polis ve hakim kadınlarımız da boşu boşuna incitilmemiş olacaklar. Bak önemli şeyl r bunlar...
İbrahim Aytunc Bulent selam, çok af edersin hangi dine inanıyorsun veya inanıyor musun?
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
Bulent Yilmaz Bu arada benim yapmaya çaloştığım şey kurandaki asıl örtünme budur şeklinde bir iddia değil. Ben kurandaki örtünme ayetlerinin başörtüsünü dışlayan ve sadece avret yerlerini örtmekten ibaret sayanından tutun çarşafa ve burkaya kadar uzsnan geniş bir yelpazede yorumlandığını söylüyorum. Bu yorumların hepsi de hukuk karşısında eşittir. Ladini nedir iyi bilirim. Bana kanadada kültürel bir motif olarak vitrine konulan türbanlı polislerle de gelme lütfen. Burası ezici çoğunluğu müslüman bir ülke ve ben dinin katı yorumları arasında nefes almaya çalışarak büyümüş birisi olarak bu işin gittiği noktayı gayet net görebiliyorum.
A. Selim Tuncer Ben de zaten “incir yaprağından başlar, dinlere, kültürlere ve bireysel tercihlere göre çeşitli oranlarda genişler” diyorum. Evet, burkaya kadar. Onu tartışmak da bizim işimiz değil.
Bulent Yilmaz A. Selim Tuncer evet bizim işimiz değil ama modern hukuğun işi. Zaten konu da bizim kişisel bilgi inanç ya da tercihlerimiz değil günümüz hukuk sisteminde kadının kamu yönetimindeki tfmsilidir. Arkadsşın yazısında açık şekilde bu ayetin iffet temel alınmak üzere farklı yorumlanabileceği söyleniyor. Bizde ise sözde laik hukuk devleti bir yorumdan yana tavır slıyor. Eleştirdiğim budur. Bence yurdum aydınının da tavır alması gereken nokta da burasıdır.
Mehmet Hamdi Kanadli Konu bağlamından koptu gitti. Asıl noktayı vurgulamak adına naçizane katkım olsun...
Murat Hoca'ya bir göz atın abiler
http://www.diken.com.tr/kamu-gorevlileri-carsaf-sarik-ve.../

Bulent Yilmaz Mehmet Hamdi Kanadli anlatmak istediğimi çok daha derli toplu ifade etmiş. Paylaşım için tşkler.
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
Evrim Onat Bu esasında devlete ait üniforma üzerinde o'nu giyen bireyin hakkı ne kadardır tartışması bana göre.
A. Selim Tuncer Bilmem Evrim, eğer devleti ülkedeki bireyler kurduysa başka, Marslılar gelip kurduysa başka cevap vermek gerekir.
Evrim Onat Ağabey, toplumun farklı kesimlerinde bu kadar çok korku varken ideal toplumu yaşamamız mümkün değil. Her kesim bir diğerine fırsat verdiğinde kendi değer verdiği şeyleri kaybetmekten korkuyor histeri halinde. Tarih öncesinde mağaralarda yaşayan insanlar gibiyiz şu an. Herkesin geçmişten gelen kendince haklı sebepleri var, kurtulamıyor kimse geçmişten ve korkularından. Belki bir gün insanlara sadece iyi ve kötü diye bakmayı öğrenir bu anlamsız şekilcilikten kurtuluruz. Ve fakat; Bunu yaşamamız için demokrasi, özgürlük ve laiklik ile ilgili toplum genelinde mutâbık olunduğuna her kesimin ikna olması, kabullenmesi ve devletin de buna sahip çıkması lâzım. Artık inatlaşmamamız ve uzlâşmamız gerek. Bugünün tartışmaları komik gelecek zaten o gün. Bunu gerçekleştirebilirsek dünyadaki cennet olduğunu ispât edeceğiz Anadolu'nun ve vazifemizi yerine getireceğiz.
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
Selim Ünüvar Insanların kılık kıyafetine, bunca yaşanmışlıktan sonra utanıp sıkılmadan karışmaya çalışan her kimse kim , bana göre zihinsel evrimini henüz tamamlamamıştır. Bir parça gün görüp olgunlaşınca, bir parça milletle kaynaşınca , kendimizden utanacagimiz fikirlerden özenle uzak durmak lazım. Kılık kıyafet özgürlüğü o kadar giriş seviyesinde ( anlaşılması gereken ) bir özgürlük. Velhasıl birileri lütfen kendine müdahale edecek başka bir şeyler bulsun . Yorulduk yıprandık, bu saatten sonra çok ayıp oluyor.
A. Selim Tuncer Maddelersem belki daha hızlı yazarım:
1.
Genelde bu gibi netameli konularda yazmaya korkuyorum. Evet, korkuyorum, ama senin ima ettiğin gibi hükümetten filan değil, bu gibi tartışmalara girecek zaman ve mecalimin olmamasından... Cevap vermezsen doğru anlaşıldım mı kaygısı yakanı bırakmıyor çünkü. O nedenle bu cevap sana yazılıyor gibi görünmekle birlikte, aslında temel amaç doğru anlaşılmayı sağlamak. Çünkü her bir yorum galiba asıl düşünceyi parazite boğuyor. Belki de zaten doğru anlaşılıyorumdur, o ayrı.
2.
Bir konuda fikrini açıklıyorsun, karşı fikir gelse eyvallah. Gelmiyor demiyorum, ama bu örnekte olduğu gibi bu yetmiyor, aynı zamanda “okumuş yazmış kitlenin idare-i maslahatçılarından” oluveriyorsun, “Türk devrimine darbe vuruyorsun”, “açıkça cumhuriyeti satmakla” suçlanıyorsun, “hoyrat bir aydın şuursuzluğu” ile malul oluyorsun, “sözde liberalizm adı altında karşı devrime meşruiyet” sağlıyorsun vs. Makul tartışmaya her zaman varım, ama burası vahim. Neden? Çünkü bir dine karşı başka bir dini savunma psikolojisiyle yaklaşıyoruz meseleye. Rasyonel bir tartışma böyle olur mu?
3.
Hemen şunu söyleyeyim: Senin seküler dinine özgürlük vermeyen devlete de karşıyım.
3.
Bunun seninle direkt alakası yok, ama dolayı olarak ilgilendiriyor. Ateistlerin ve din karşıtlarının genelde tanrıya kafa tutmak gibi temel bir sorunları var. Yahu, hani tanrı yoktu, niye olmayan bir şeyle kavga edip duruyorsun? “Yok, ben tanrıyla değil, insanın tanrı algısıyla savaşıyorum.” diyorsan seni şöyle alayım. O halde tanrısal, ilahi, uhrevi, adına her ne diyorsan, öyle bir şey yok dünyada. Her şey insana ait, her şey seküler. Bir yaratıcının olmadığı yerde bütün dinlerin sahipleri de sonuçta peygamberler oluyor. Yani insanlar... Tamam, onlar bir tanrıdan söz ediyorlar, ama sen inanıp inanmamakta zaten serbestsin. Buda da laboratuvarda test edilip onaylanmamış bir şeylerden bahsediyor, Marks da... Bunlara inanıp inanmamakta da serbestsin. Senin dışında çok inanan var. Bu arada, senin de başkalarının inanmayacağı inançların ve kutsallaştırmaların var. Dünyevi şeyler kutsallaştırılmıyor olsa, (seküler paradigmayla söyleyecek olursak) peygamberlerinki de kutsallaştırılmazdı, değil mi?
4.
Dünyevi kral ve kurumsal din apayrı bir tartışma konusudur, meselemizle ilgilidir, ama uzatmayalım, değinip geçsek de olur.
5.
Dinler ve dini kurallar bilimsel olmak zorunda değildir, ama din sosyolojisi ve din psikolojisi son derece bilimseldir, fakat bizde kimsenin umurunda değildir.
6.
Evet, devlet rasyonel olmak durumundadır. Laikliği ise hiç tartışmayalım bile. Zaten, eğer gerçek bir demokrasiye sahipseniz, adını zikretmeseniz bile içinde zımnen laiklik var demektir. Yoksa o demokrasi, demokrasi değildir.
7.
Cumhuriyete gelince... Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu değildir. Ayrıca demokrasinin garantisi de değildir. Örneklere girmiyorum, hepsini biliyorsunuz. Fakat Türk siyasi rejiminin meşrutiyetten sonra cumhuriyete evrilmiş olması çok önemlidir. Bu bakımdan cumhuriyet, Türkiye’de demokrasinin öncülü olmuştur. Tartışmak bile yersiz, Türk toplumu cumhuriyeti çoktan içselleştirmiştir, o nedenle memlekette her türlü siyasi akım varken, kralcılar (yani sultancılar) yoktur. Hatta Osmanlı hanedanı bile bu konuda zerre kadar bir iddia taşımamaktadır.
8.
Biz cumhuriyet deyince bir siyasi rejimden söz etmiyoruz aslında, bir seküler dinden bahsediyoruz. Cumhuriyet’i koruma ve kollama kaygısı da buradan kaynaklanıyor. Yoksa Cumhuriyet’i cumhurdan korumak kadar abuk bir durum olabilir mi? Onu cumhur korumayacak da kim koruyacak? Cumhur kendi egemenliğini niye bir krala devretsin bunu tattıktan sonra?
9.
Tabii Cumhuriyet Devrimi başka, Cumhuriyet Devrimleri başka bir şey. Cumhuriyet zaten tartışma dışı, ama devrimlerin bir kısmı başından bu yana tartışılagelmiştir. Aslında o günleri de aştık, ama yine de tartışmalar olabilir, daha iyiye ulaşmak için. Dokunmayın, böyle idare eder demek de bir görüştür, ama bunu böğrüne bıçak batmış gibi ciyaklayarak söylersen olmaz. Yani, buna tartışma denmez demek istiyorum. Çünkü senin bu korumacı görüşüne karşı başkaları da başka şeyler söyleyebilir, söylemelidir.
10.
Şunu söylemeliyim. Atatürk “Hiç bir dogma bırakmıyorum.” demiş olmasına rağmen, onun ardından bir sürü dogmalaştırma yapılmıştır. Buna kim itiraz edebilir. Ama ben bu dogmalara inananların da buna hakları olduğunu düşünüyorum. Yeter ki başkalarına dayatmasınlar.
11.
Bunun hemen ardından şunu da söylemek gerekir; hiç kimse kendi inancını başkalarına dayatamaz, dayatmasın.
12.
Sana dini olanla ladini olan nedir, üstünde düşün demiştim. Çok bildiğini söylüyorsun. Peki, soruyorum, Medeni Kanun’da yer alan tek eşlilik ilkesi dini midir değil midir? İslamiyet’teki çok eşlilik izni gibi tek eşlilik de Hristiyani bir ilkedir. Yasak olan fiiller, mesela adam öldürmek, hırsızlık yapmak gibi yasaklar da çeşitli dinlerde yer alır. On Emir’in yarısından sonrası bugünün hukuk sisteminde yer alan yasakları içerir. Bunları hiçbir hukuk sistemi din kaynaklı diye reddetmez. Sadece akıl süzgecinden geçirir.
13.
Uğursuz rakama geldik.  Mesela hukuk sitemi bunu da takmaz, ama 13. katı olmayan oteller vardır, onlar da hukuku takmaz.  Daha doğrusu rasyonaliteyi diyeyim.

Devamı bir sonraki yorumda...
A. Selim Tuncer 14.
Açık söyleyeyim, bana da şu “dini sembolle kamu hizmeti olmaz” yorumundan gına geldi. Batılı kafayla düşünmenin bir sonucu... Tercüme yani... Avrupa’ya gidelim. Nedir abi orada dini sembol? En fazlası gerdana takılan haç kolye... Bunu zaten herkes takıyor, hatta polisler ve yargıçlar da takıyordur, Rab kabul etsin.  Bunun dışında ne var? Yok bir şey. Burada yine “kurumsal din”e dokunmak gerekiyor. Hah, işte papazlar ne gibi şeyler kullanıyorsa, ne gibi kisveler giyiniyorsa onlar... Bizde her ne kadar kurumsal din olmasa da, bazı uygulamalar yok değil. Mesela imamların kullandığı sarık ve cübbeyi, benzer kıyafetler olarak düşünebiliriz. İmam sarığıyla mahkeme kürsüsüne oturabilir mi? (Bu standartlara ayrıca geleceğim.)
15.
Saçını başını kapatmak dini kisve sayılır mı? Hayır. Dini inanç kaynaklıdır, ancak dini kisve değildir, sivildir. Yarıdan fazlası başını örten bir toplumda aksi düşünülemez bile, çünkü bu kadar din profesyoneli olmaz.
16.
İngiltere’de Sih polislerin sarık, Müslüman kadın polislerin başörtüsü takması da “dini sembol” kategorisine sokulmamıştır mesela. Bak, örneği Malezya’dan vermiyorum, İngiltere.. Gerçi buna da ilginç bir cevabınız var; çünkü o toplumlarda bunlar azınlık, bir zararları dokunmaz, oysa bizde Müslümanlar çoğunluk, bizi kör testereyle keserler maazallah. Hristiyanların ise her türlü dini kisveyle polislik yapması normaldir, çünkü azınlıkta oldukları için kimseye bir şey yapamazlar. Yani mesela, rahibenin başörtüsü Hristiyan bir polis memuruna serbest, Hatice Abla’nınki cıs! Ne diyeyim?
17.
Bir de ne? Yargıcın veya polisin siyasi görüşünü gizlemesi, yani takiye yapması gerekir. Biz sıradan vatandaş olarak her iki meslek grubundan da hukuka ve adalete uymalarını bekleriz, takiye yapıp arkadan takmalarını değil. Bu nasıl bir argümandır, benim mantığım almıyor. Yahu, hırsızlık ya da cinayet gibi davalarda zaten bir sorun olmaz. Ne yani, yargıç sanık dindar diye ceza indirimi mi yapacak katile? E, bunu erkek dindar yargıç da yapar. Siyasi davalarda ise, içi dinsize karşı kinle dolu olan, fakat bunu gizleyen erkek bir yargıç yerine, başörtüsünü görüp dindarlığını anlayabildiğim bir kadın yargıcı tercih eder, en azından redd-i hakim hakkımı kullanırım. Daha iyi değil mi?  Polislerin, yargıçların başörtüsü takmaması meselesi bence bunların takiye ihtiyacından değil, tamamen devletin hijyen algılamasından kaynaklanıyor. Geçelim.
18.
Murat Sevinç’in yazılarını zaman zaman okurum. En azından çevresini tanıyan, anlayabilen bir sosyalist. E, sosyalistlerin dogmaları yoktur diyemiyoruz ki, ne kadar açık olursan ol, bir yerlerde takılıveriyorsun. Bu yazısında da birçok görüşüne katılıyorum, çok doğru kritikler var. Fakat “Laiklik kuru bir anayasal ilke değil. Yalnızca hukuk kurallarıyla da ilgili değil. Laiklik, bir yaşam biçimini kabul edip etmemekle ilgili. Yaşamın her alanında nasıl davranılıp nasıl ‘düşünüleceği’ ile ilgili. Yaşamın her anında din kurallarıyla mı yoksa yeryüzü kurallarıyla mı hareket edileceğiyle ilgili. Bu nedenle varlığı ile yokluğu, demokrasinin varlığı ve yokluğu sorunu.” diye yazarsan laikliği laikçilerden daha beter yorumluyorsun demektir. Onlar hiç olmazsa “evinde herkes özgür” diyorlardı, bu arkadaş ise yaşamın her alanında diyor. Hem de sadece davranmak değil, düşünmek de... Kardeşim, kimi din kurallarıyla düşünüp davranır kimi de yeryüzü kurallarıyla... Yeryüzü? Hani din kuralları gökten geliyor ya! Bir sosyalist de buna inanabiliyor demek ki! 
19.
Valla yoruldum, ama birkaç madde daha yazıp bitireyim. Bu konuya hiç girmek istemezdim, ama biraz izahat gerekiyor. İslam, Müslüman kadın ve erkeklere bazı örtünme kulları getirmiştir. Her dinin yaptığı gibi... Üzerine eğildiğim bir konu değil, duyduklarımdan aktarıyorum. Üzerinde ittifak edilen kadın örtünme biçimi şu: Yüz, ayaklar ve eller açık, geri kalan her yer örtülü olmak durumunda... Kültürlere göre çeşitli yorumlar olduğu için Araplarda peçe, Afganlarda burka gibi uygulamalar da var, evet. Hatta başı örtmenin şart olmadığına dair yorumlar da var, ama büyük çoğunluk örtülmesi gerektiğine inanıyor. Bu basit bilgiyi vermemin bir sebebi var, yoksa kimin neye, nasıl inandığıyla ilgili değilim. Bize ne? Zaten Müslüman değilsen bu tartışmanın içinde yerin de yoktur. Hah, şunu da yazayım, bu ayet Müslüman kadınlara yöneliktir, yoksa Müslüman olmayanlarla hiçbir ilgisi yok. Mekke'de Müslümanların hakim olduğu dönemde cariye ve köleler dışındaki diğer kadınlar da başı açık dolaştıkları gibi, göğüsleri ve belki başka yerleri de açık dolaşabiliyorlardı. (Bu bilgi doğruysa bir ilahiyatçı teyit etsin, değilse yalanlasın. Kaynağım yok, bunu İslam tarihiyle ilgilenen bir dindardan duydum.)
20.
Kamu personelinin riayet edeceği kurallar önceden belirlenir. Bunu da kamu cumhurla birlikte yapar. Senin demenle olmaz. Benim dememle de olmaz. Cumhuriyet ve demokrasi diyorsak böyle olmalıdır. Elbette çoğunlukçu demokrasinin arızalarını biliyorum, bu arızalardan kurtulmamıza yarayacak araçların da devrede olması lazımdır. Yüzde yüz milli hakimiyet diye bir şey olmaz. Kimse evrensel ilkeleri, azınlık haklarını göz ardı edemez, etmemelidir. Ancak, dini inanç kaynaklı basit bir kıyafet sorununu rejimin beka sorunu haline getirmek, bunu püskürtmek için kırk dereden su getirmek de evrensel ilkelere uymuyor. Önceden belirlenmiş kıyafet kuralları bir ortalamayı, mutedil ve uzlaşmaya açık bir noktayı esas alabilir. Eğer daha fazlası sıkıntı yaratacaksa, insanların inanç ihtiyaçlarını orta yolu tercih ederek asgari düzeyde karşılamak mümkündür. Sen hiç burkalı hukuk mezunu kız gördün mü? Başörtüsünü serbest bırakırsak olur mu diyorsun? E, o zaman bakarız. Bu korku nedeniyle temel bir insan hakkını engellemek ne demek?
Yine devamı var...
A. Selim Tuncer 21.
Diyelim ki bir başörtülü kızımız hukuk fakültesini bitirerek mezun oldu. Kıyafeti Belirleme Komitesi’nin başı da sensin ve sınırsız yetkiye sahipsin. Çok ayıp ama, yargıca başörtüsünü çıkar dedin, çıkardı. Fakat kol ve etek boyları, göğüs açıklığı da yargıcın inancının ele veriyor. Biraz göğsü açtırdın, kolları kısalttın, etek boyunu da, hadi çok ayıp olmasın diye diz altına kadar kestin. Bir norma ulaştın. Daha fazlasını yapmazsın diye düşünüyorum, çünkü o da norm dışı olurdu. Peki, sen nerden buldun bu normu? Kim belirledi? Sen mi? Toplum mu? Devlet olabilir mi? O nerden belirlemiş. Bu toplumun içinden mi dışından mı? Bence bu norm bir Batı ortalaması... Ben de diyorum ki biz de kendi toplumumuzun ortalamasını pekala bulabilir ve uygulayabiliriz. Ve bir insan hakkını yerine getirmiş, toplumdaki gerilimi de ortadan kaldırırız.
22.
Yukarıdaki paragrafı yazarken içim çok ezildi, hatta yakışıksız bile oldu. Mecbur kaldım böyle bir örnekten yürümeye. Tekrar edeyim, bir kadının (hatta erkeğin de) nasıl giyineceğine karışmak, bana göre çok büyük ayıptır. Hatta insanlık haysiyetine saldırıdır. Sana ne, bana ne, hatta devlete ne?
23.
Din bir kimlik meselesidir ve müzakereye açık bir konu değildir. Önemli olan farklı dinlere, inançlara, kültürlere sahip kimlikler olarak ortak bir üst kimlik bulup bulamayacağımızdır. Senin yaklaşımınla bunu bulmak mümkün olmayacaktır. Bireysel olarak, Türklere (istersen Kürtlere de) ne halt ettiniz de Müslüman oldunuz, Emevi Araplara benzediniz, oysa sizin gül gibi bir inanç sisteminiz vardı, hadi oraya dönelim, ya da dönmeyelim, Avrupa’ya gidelim propagandası yapabilirsin, ama senin bu hakkın, fiili durumu, yani toplumdaki genel olarak din, özel olarak İslam gerçeğini bugün için değiştirmez.
24.
Son: “İdare-i maslahatçılıktan” söz etmişsin ya, bu paylaşım temel olarak hükümetin başörtülü polis üniformasına yapılmış bir eleştiriydi. Sadece biraz önden almak gerekiyordu, “idare-i maslahatçılık” dahil, bu kadar mevzuya neden oldu. Şunu samimiyetle belirteyim: Yukarıdaki paylaşımda hiçbir gayri samimi ifade yoktur. Neye inanıyorsam onu yazdım.
Faruk Yar Bu maddelerin hepsi birden toparlanıp şık bir blog post olabilir.
Yusuf Ipekçi devlet belli ölçülerde karışabilir bence. insan olarak duygularımız var ve mutlak doğruyu bulmamız pek mümkün sayılmaz. mükemmeliyetçi ve çok "özgür" olalım derken de anlamsız işler yapıyor bulabiliriz kendimizi.

daha somut konuşayım; devlet sokakta bikini ile dolaşılmasina engel olabilir, ayni şekilde erkeğin de sadece boxer ile dolaşmasına. fakat bazıları bu görüşüme karşı çıkabileceği gibi, çırılçıplak dolaşmayı dahi savunabilir.

bunun yanında, taninmayi engellediği ve güvenlik sorunu oluşturduğu düşüncesi ile, yüzün tamamen kapanmasına da izin verilmeyebilir. onun dışında vücudun kapanıyor olmasının pratik bir zararını açıklamak zor.

ama mesela çıplak veya bikini ile dolaşan bir kadın trafikte ilgi dağıtabilir, insanların konsantrasyonlarini bozabilir vs... "bozmamali, kendine hakim olmalısın" demenin anlamı yok. çünkü insan böyle birşey. fıtrata aykırı hareket etmek anlamsiz olacağı gibi, neden "kendine hakim olmak" için ekstra efor sarfetmek zorunda kalsın kişi?

tamamen mantık ile ilerleyeceksek, robot olmamız, cinsel duygularımızın olmaması gerekir değil mi?

Çıplak olmayı anormal, bikinili olmayı normal karşılamak da bir norm belirlemektir. kim, neye göre belirleyecek sorusuna verecek cevabım yok açıkçası. ama sonuç odaklı gidecek olursak, "başkalarını rahatsiz etmemek" odaklı olunmalı diyeceğim, ama bu sefer haklı olarak "rahatsız olmak nedir" denilecek ve "ben de başörtülü görmekten rahatsız oluyorum" diyen birileri olacak.

net bir cevabım yok. karar verici ben olsam ne yapacağımı bilirdim  ama "mantıklı" bir kanun normları nasıl belirlemeli emin olamıyorum. açıkçası, kapanmanin sınırını belirlemek kolay da, açık olmanın sınırı nasıl belirlenecek.

tabi bir de şu var, olmayan bir sorunu çözmek için efor sarfetmeye gerek yok. sokakta çıplak veya bikini ile dolaşan kimse görmedim uzun zamandır, 
A. Selim Tuncer Ha ha! Evet, ben de görmedim.  Hatta Avrupa ve Amerika'da da görmedim.
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
Yusuf Ipekçi hayatın gerçeklerini görmezden gelemeyiz. anlamlı veya anlamsız olması ayrı... reel mevcut durumu görmeliyiz.

başörtülü insanlar gerçekten haksız yere birbirini kolluyorsa ÇOK ağır cezalar verirsiniz, bu sorunun önüne geçersiniz. başörtüsünü yasaklamazsiniz.

küçük bir ornek geldi aklıma. Amerika'da aracında sadece 4 kişi varsa kullanabildiginiz şeritler olan cevreyollari var. bir akıllı, aracına 3 cansız manken koyup bu şeritten giderken yakalanmış ve cezası normalde 100-200$ gibi bir rakam iken, hapis cezası almış. çünkü suç artık "devleti kandırmak" a dönüşmüş!!

başörtüsünün siyasal simge olmadığını herkes biliyor, öyle olduğunu iddia etmek boş konuşmak olur. ama mesela bir grup insan "yeşil renkli 5 hilalli" (sallıyorum) başörtü takmaya başlar VE ("ve" önemli) kendi gruplarina haksız avantaj sağlamaya başlarsa bunu siyasal simge kabul edip yasaklayabilirsiniz.

aşırı idealist ve mükemmel sistem oluşturmaya çalışırken insanları özgürlüklerinden men etmek anlamsızdır...

sokağa çıkan her birey toplum için bir terör riskidir. herkesi eve mi hapsedelim "garanti olsun" diye??
Bulent Yilmaz Yusuf bey siz stockholmde filan mı yaşıyorsunuz? Bu ülkede başörtülü ya da örtüsüz cemaat mensupları emniyeti orduyu adli sistemi ele geçirip darbe yaptılar darbe. Iktidarın buna reaksiyon göstermesi için kılıcın kendine yönelmesi gerekiyordu. Kimmiş bu ülkede başörtülü kadına ceza verecek delikanlı söyler misiniz? Öyle bir şey yok. Kabataşı anımsayın. Olmayan bir saldırı kullanılarak ülke neredeyse iç savaşın eşiğine getirildi. Başörtülü veya şu bu tarikata mensuplar, akp referanslılar, atatürk ve laiklik düşmanları bu dönemin jakobenleridir kimse de onlara dokunamaz. Ülke hukuk devleti falan değildir dolayısıyla başörtülü biri yanlış yapınca cezalandırılır düşüncesi de elleriyle yüzünü kapatınca tehlikenin gececeğini sanan küçük kız yanılsamasıdır.
Yusuf Ipekçi "başörtülü veya başörtüsüz cemaat mensupları" darbe yapti ise, siz neden "başörtüsü" ile bu kadar takıntılı oluyorsunuz onu anlamadım
Bulent Yilmaz Anlattıklarımdan öyle bir takıntı çıkarttıysanız başka sözüm yok.
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
Bulent Yilmaz Abi cep telefonumdan her bir maddeye ayrı ayrı cevap yazmam zor. Düşüncelerini detaylı şekilde açıkladığın için tşk ederim. Açıklamanı oldukça samimi buldum ancak bu fikirler düşünce konforundan taviz vermeyen bir küçük burjuva samimiyetinden başka bir şey değil kanımca. Gündelik hayatımda işimde dindarlığın liyakatın önüne geçtiği ortamlarda inanmayan insanların dahi nasıl namaza başladıklarını bu akımın dışında durmanın ne kadar zor olduğunu gördüm yaşadım. Senin basit bir insan hakkı dediğin şeyin gerek başörtüsünde gerekse çeştli ibadetlerde nasıl yükselmenin işareti haline getirildiğini gördüm. Bir kartopu gibi insanların örtünmeye veya namaza başladıklarını, tarihi bilgileri yerlerde sürünse dahi Atatürkü eleştirme yoluyla kariyerlerinde sıçrama yapabildiklerini gördüm. Senin demokratik hak diye sırtını sıvazladığın o başörtüsü kısa süre içinde yükselmenin atamaların yegane kıstası olacaktır. Sen ve temsil ettiğin aydın zümre muhtemelen cemaat devletin içinde yılanlar gibi yayılırken de aynı demokrasi türkülerini terennüm ediyordunuz. Zira bir cemaate mensup olmak da niye kamuda çalışmaya engel olsun ki? Demokratik hak değil mi hayatın özü. Sizin bu kasıtlı gafletiniz cumhuriyeti emevi devletine döndürdü derken öfkeyle konuşmuyordum. Mevzuyu basit bir insan hakkı kılıfıyla sununca hak etmediğiniz mevzileri kazanıyorsunuz. Benim kızlardeşim çalıştığı iş yerinde örtünmesi için insanlıkdışı iğrenç bir baskı görüyor. Türbanı norm kabul ettiğinizde açık kadınların yaşama hakkı olduğunu söyleyen herkes ya yalancıdır ya da yaşadığı toplumun gerçeklerini istikbal kaygısıyla yumuşatıp yutulur hale getiriyordur. Devletten maaş alan imamların her cuma yine aynı devlete vergi veren ateistlere sövüp saydığı ve bunu kimsenin de yadırgamadığı ülkemizde senin bu demokrasi havariliğin toplumun çoğunluğundan alkış alacaktır. Zira biz zaten bir kadının nasıl giyinmesi gerektiğine burnunu sokan dinsiz şekilci şerefsizler olduğumuz için sesimizin iyice boğulması elzemdir. Cumhuriyetin jakoben sekularizmi artık gücü hakkı olana yani halka verirken bizim miyavlamalarımızın ne önemi olabilir. Örgütlü cehaletin ve dini fanatizmin bizleri açlığa hukuksuzluğa mahkum ettiği bu ülkede başörtüsü polislerin hakimlerin yükselmesinin aracı olmuş ülke topyekün delirmenin eşiğine gelmiş ne gam. Sen ve temsil ettiğin zümre tumturaklı cümlelerle bu uçuruma yuvarlanışa demokratik makyajlar yapar kollektif uykumuzun hapı olursunuz. Bu onurda size ve çocuklarınıza yeter.
Yusuf Ipekçi başörtüsü takması için bir kurumda baskı göreni ilk defa duyuyorum. doğru olabilir, ama ben hic duymadım. bunun yanlış olduğunu haklı olarak söylüyorsunuz.

zorla baş açılması ile zorla baş kapatılması arasında ne fark vardır?

bakın, yazmışsınız "yükselmek için namaz kılanlar var inanmadığı halde"... olabilir. peki ne yapalım, namazı da mı yasaklayalim?

demek mesele başörtüsü olmadığı gibi, çözüm de yasaklarla olmaz. adaletle, kanunla, cezayla, güçler ayrılığı ile olur
Bulent Yilmaz Yusuf Ipekçi zorla baş açmak nerden çıktı? Polis hakim olan kadın o mesleği seçerken başı açık olması gerektiğini biliyordu.

Baş örtüsü değil kurumlarda ülkemizin tamamında bir baskı sonucu takılır. Anne baba üsülünce sevgilerini silah olarak kullanıp çocuğu örterler. Toplumsal baskı olmadan basını örten varsa da kayda değmeyecek kadar azdır. Şöyle bir örnek vereyim anlsşılsın. Sülalemdeki kızların yuzde sekseni başörtüsü takar. Bunların içinde islamın farzı olan namazlarını düzenli kılan bir kişi dahi tanımıyorum. Yine bildiğin tanıdıklarım içinde kuranın mealini bastan sona okumuş kimseye denk gelmedim. Ama hepsi baş örtülü. Sanık sizindir.
Yusuf Ipekçi aynı şekilde, seküler bir aile yapısı bulunan, sonradan çevresinden dindar olmayı tercih etmiş olup, aile baskısı korkusu ile başını örtmeye korkan ve namazlarını gizli kılan kişiler de var. fark nedir?

söylediğiniz sorunlar gerçek sorunlar, ama çözüm yasaklamak değil.
Yusuf Ipekçi "küçümsenecek bir azınlık" kendi tercihi ile başörtüsü takıyor demeniz ise kendi düşüncelerinizi mutlak dogru kabul etmek ve kendi hüsnü kuruntunuzdan ibarettir
Bulent Yilmaz Yusuf bey ben hayatta karşılığı olmayan normları umursamam. Türkiyede yaşıyorum ve gördüğüm gerçekler bunlardır. Analizleriniz gerçekçi değil ideolojik. Bu yüzden benim için önemsizler.
Yusuf Ipekçi ben demokrasiyi ve kişisel özgürlükleri savunuyorum. başı açık olana ve kapalı olana eşit haklar sunulsun diyorum. siz ise yasakları savunuyorsunuz.

ben ideolojik, siz gerçekçi oluyorsunuz öyle mi  evet, ben de sizi onemsememeliyim sanırım
Bulent Yilmaz Neyi savunduğunuzu beş on sene sonra anlarsınız.
Yusuf Ipekçi geleecek ile ilgili kehanetlerde bulunarak ya da niyet okuyarak, varsayimlarda bulunarak hareket etmiyorum.

ne şekilde olabileceği hususunda bir fikrim yok, ama savunduklarım realize olur ve demokrasi artarsa fakat bunun sonuçları kötü olursa, ben bugün yanlış karar vermiş olmam.

elimdeki veriler, mantik ve insan hakları çerçevesinde bugün söylediklerimi ancak "keşke su açıdan da dusunseymisim" diyerek elestirebilirim.

soyleyecek sözünüz kalmayınca "ilerde anlarsınız" demek kadar anlamsız, sonuç üretmeyen bir cümle bilmiyorum...
Bulent Yilmaz Evet ülkeyi pakistana çevirdikten sonra bugün dün cemaatçileri yıkayıp yağlayanların yaptığını yapar ah ya keske bir de şöyle baksaymışım der vicdanınızı bağdat harab olduktan sonra rahatlatırsınız. Söyleyecek sözüm mü bitti benim? Sadece size söyleyecek sözüm bitti desek...
Yusuf Ipekçi "Yusuf Ipekçi zorla baş açmak nerden çıktı? Polis hakim olan kadın o mesleği seçerken başı açık olması gerektiğini biliyordu."

Bu hükümet haksız yere, zorla, hepimizin karşı çıkmasına rağmen başörtüsünü zorunlu hale getirse; 10 yıl sonra senin kızın kuruma başörtüsüz giremediği için itiraz ederken "aa, ama buranın kuralı böyle, başörtüsüz girilemiyor işte, yapacak bişe yok" dense sana nasıl hissedersin?
Bulent Yilmaz Ülke o halde zaten. Tsk da adli sistemde bira içtiği için işten atılan ve kafasına sıkan subay ve hukukçu kadınlarımızın haberlerini okuyun. Siz sadece din kumuna kafanızı gömdüğünüzden görmek istemiyorsunuz.
Yusuf Ipekçi Ülke o halde olmadığı için "normalde başörtüsü ile girilemeyen" kurumda başörtüsü ile çalışmayı tartışıyoruz. Ülke o halde olmadığı için, "oraya girerken başörtüsü yasak olduğunu bilerek girdiler oraya" diyorsunuz.
Bulent Yilmaz Evet ülkenin o halde olmadığı son mevzileri de alın sonrasında emevi arap devletinizin kınasını yakarsınız.
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
A. Selim Tuncer Samimi olmamam için ne neden olabilir ki zaten? Sonuçta başörtülü devlet memurlarının maaşlarından komisyon alacak değilim. Yalnız “düşünce konforundan taviz vermeyen bir küçük burjuva samimiyeti”nin ne demeye geldiğini pek anlamadım. Yine de proletaryayı bile burjuva fikirlerinin isyan ettirdiğini düşünerek bununla övünmeyi bileyim. 

Sonuçta elbette samimiyiz. Bu âlemde kalma süremiz gittikçe azaldığına göre çocuklarımızın daha iyi bir ülkede, daha iyi bir toplumda, barış ve refah içinde yaşamalarını arzu ederiz. Bu nedenle senin düşüncende olanlar da “yarın kızım benim isteğim dışında başörtülü yaşam tarzını tercih ederse bu toplumda huzur içinde yaşayabilsin” diyebilmenin formülünü bulmalılar. Başörtülü bir annenin kızının da farklı bir yaşam tarzını tercih edecek olması niye sürpriz olsun? O da kızının kendinden sonra bu toplum içinde huzur içinde yaşamasını ister.

Kimse düşüncelerini ve ideallerini değiştirmek zorunda değil. Zaten kurucu idealistlerin iyi niyetle planladıkları gibi olmuyor öyle, milyonlarca bireyden oluşan bir toplumu tek torbaya dolduramıyorsunuz. Ayrıca niye doldurasınız, niye tek tip bireylerden oluşan renksiz bir toplum yaratasınız ki?

Öyleyse nedir? Demek ki tüm farklı bireylerin, farklı düşüncelerin, farklı etnisitelerin, farklı inançların hep birlikte kazanacakları bir uzlaşım gerçekleştirilebilmelidir. Elbette uzlaşım, fikren ve kalben pek de sevimli bakamadığın bazı şeylere razı olmak anlamına gelir. Buna katlanırsın, çünkü eğer bu uzlaşımı sağlayamazsan hem başına daha büyük belalar gelir hem de toplumun değerli enerjisi boşa akıp durur. Uzlaşmayacağız da ne yapacağız, böyle kavga edip duracak mıyız?

Başörtülülerin niye başörtü taktıkları “bu tartışma bağlamında” bizi hiç ilgilendirmez. Hak mahrumiyetini bu şekilde gerekçelendiremeyiz. İnsanların başöğretmeni değiliz biz. Başörtüsü, elbette sadece dini değil, kültürel ve folklorik nedenlerle de kullanılıyor olabilir. Mahalle baskısı yüzünden de olabilir. Sosyoloji dinamiktir, zamanla farklı şekillere evrilebilir bu durumlar.

Bir düşünceye karşı çıkmak için bugünkü iktidarın bütün olumsuz icraatlarını gözüme sokman gerekmez. Bunları benim onaylamamı da beklemezsin diye düşünüyorum. Maalesef toplum olarak kötü bir huyumuz var; bir dönemin Jakobenleri bir sonrakiler için kötü örnek oluyor, Jakobenizmin esas, dayatılacak şeylerin değişken olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Bu rövanşist mantığın sonucu olarak senin Jakobenizmin bitiyor, benim Jakobenizmim hortluyor. Kimse de artık buna son verilmesi gerektiğini akletmiyor. Niye Jakobenizmler arasında bir ayrım ya da seçim yapayım ki? Bugünkü durumdan bugün çok memnun olanlar vardır, el değiştirdiğinde de sen memnun olacaksın. Sonra yine bir başka Jakobenizm... Kardeşim, bunun galibi olmaz. Ben hiçbirinden memnun değilim.

Kürtlerle uzlaşamadığımız gibi, bir de onlara model öğretmedik mi? Kendi argümanlarımızla kendimizi o kadar çok bağladık ki şimdi Kürtlere söyleyecek söz bulamıyoruz. Türkçe bu toprakların ‘lingua franka’sıdır diyemediğimiz için, bir devlet altında iki toplumun yaşayabileceğini gösterecek pratikler geliştiremediğimiz, toplumlar üstü bir ortak kimlik üzerinde kafa yoramadığımız için emperyalizmin uydusu bir Kürt devletine bile ittire ittire kapı araladık. Uzatmayayım burayı, nereye gittiğini anladın.

Ne güzel demişsin, ateistin vergileriyle camilerde onlara küfreden hutbeler okunuyor diye. Bugünkü Diyanet modelini ben kurmadım. Ben kurmadığım gibi son derece hakkaniyetsiz bulduğumu da söylemeliyim. Hatta normal koşullarda Diyanet’in meyhanenin, kumarhanenin, faizci bankaların vb. kurumların ödediği vergilere elini bile sürmemesi lazım, kendi idealleri açısından. Tabii bu arada dindar bireylerin ödediği vergilerle kurulan ve yaşayan kamu kurumlarının onların yüzüne kapatılması da aynı derecede hakkaniyetsiz, aynı derecede saçma. Ne güzel öyle, “ben önden söylemiştim, burada başörtülü çalışamaz diye” gibi bir gerekçeyle bu gayri adil uygulamayı aklamak. Tersini bugünkü iktidar yapabilir mi mesela, “ben önceden söylemiştim” diye? Yaparsa da yüksek sesle itiraz edelim. Benim mevcut uygulamaya itiraz ettiğim gibi.

Bu arada, bunu ben bugün yapmıyorum. Hiçbir başörtüsü mağduriyeti yaşamış olmamama rağmen çok uzun yıllardır bu haksızlığı itiraz ediyorum. Başkalarına da elimden geldiğince ettiğim gibi. Ne karım ne de kızımın böyle bir sorunu oldu. Senin şablonlarına uyan, çok modern bir aileyiz biz! 

Bu nasıl bir argümandır, anlayamıyorum. Başörtülüler kamuda daha hızlı terfi eder ne demek? Başörtüsüz erkekler terfi alamıyorlar mı?  Hakkaniyetsizliği ve adaletsizliği göze aldıktan sonra terfi verecek ve alacaklar birbirlerine göz kırparak da anlaşabilirler yani.

Bence hepimiz demokrasi havarisi olalım, hepimiz Jakobenizmden ve dayatmalardan uzak duralım, hepimiz birbirimizi anlayalım, kimsenin kimse üzerinde baskı kuramayacağı bir konsensüs üzerinde duralım. Çağrılarımız böyle olursa belki bir amaca hizmet eder, yoksa kendi Jakobenizmimizin özlemi içindeyken bugünkü Jakobenizme de haklılık kazandırırız. Ahlaken durduğumuz yer, bize her türlü baskıya karşı çıkma haklılığı kazandırmalı değil mi?

Konsensüs yönünde yeni bir şey söyleyelim. İktidarın bunu engelleyen yanlış uygulamalarına itiraz edelim. Eleştirilerin mevzisini kaybeden bir Jakobenin çığlığından öte bir anlam ifade etmez bu şekilde.
Bulent Yilmaz Sürekli referans verdiğiniz batı demokrasisi dindarlığı "dizginleyen" ve "ehlileştiren" köklü kurumlar sayesinde o demokrasi tiyatrosunu oynayabilmektedir. Hakimlerin kuvvetler ayrılığını yok etmiş bir adamı ayağa kalkıp alkışladığı bir diktatörlük bağlamında senin anlattığın her şey gerçeğe ucundan dahi dokunmayan bir ütopyanın türkülerini söyleyerek tehlike karşısında elleriyle yüzünü kapatan kız tavrı sergilemekten ibarettir. Abi iyi teori biliyorsun. Cümlelerin keskin ve etkili. Benden çok daha etkili ve göz alıcı şekilde düşüncelerini ifade edebiliyorsun, eyvallah. Ne ki bunların hiçbirisi ülkenin gittiği korkunç istikamete karşı sergilediğin kayıtsızlığı aklamıyor. Batının köklü kurumları içinde deneyimlediği demokrasiyi anlatıp durma kolaycılığı geniş kitleler nezdinde alkışlara namzet bir entellektüellik arz edebilir. Ben ise binlerce yıldır islam dünyasındaki biricik demokrasimizin göstere göstere boğazlanışı karşısında asla kişisel istikbalimin kaygılarıyla konuşmayacağım. Senin o demokrat müslümanların beni işimden aşımdan etti. Bunca yıllık emeğimi çalan hırsız alçakların demokrasi türkülerine senin gibi alkış tutacak değilim. Ölçüm şahsen yaşadıklarım da değil yanlış anlama. Cumhuriyetin tüm değerleri kurumları teker teker yok edilirken benim sırtımdaki hançerlerin lafı sözü olmaz. Biz varlığım Türk varlığına armağan olsun andıyla büyüdük. Çok mu jakoben oldu. Sen ve "modern" ailen gün gelecek o jakobenizmi çok arayacaksınız. Seni suçluyorum. Senin özelinde bir zamanlar mussolini'ye destek veren liberallerin gafletini görüyor ve yüzüne haykırıyorum uyanın artık!
A. Selim Tuncer Demokrasilerde yargı bağımsız olmak zorundadır, bugünkü uygulamalar için “Yav, zaten Türkiye’de yargı dün de bağımsız değildi, yargıçlar askerlerden brifingler alıyorlardı, darbecilere selam duruyorlardı.” şeklinde bir savunma geliştirmek fena halde yanlış olurdu. Sen dünde kalmak ya da düne dönmek isterken, ben bugünde kalmanın da düne göre aman aman bir fark içermediğini, asıl meselenin yarını doğrultmak olduğunu söyleyebilirim sadece. Sen neyin kayıtsızlığından söz ediyorsun? Ben kimsenin demokrasi türküsüne eşlik etmiyorum, hiç kimsenin de demokratlığına kefil değilim. Fakat şunu çok net görüyorum ki, sen zaten demokrat da değilsin. Kafandaki korku, kaygı ve endişelerle eciş bücüş hale getirdiğin bir demokrasiyi öneriyorsun bize. O demokrasi değil. Demokratlık, karşındakinin demokrat olup olmadığına bakmaksızın olunabilecek bir şeydir. O demokrat değilse ben de demokrat olmam diyerek hangi demokrasiye ulaşabilirsin? Tabii ki seninkine. Gelecek korkularıyla da ancak karşındakilerin korkularını depreştirmekten başka bir iş yapmış olmazsın. Kardeşim, demokrasiyi de bırak bir tarafa, çünkü senin yaptığın gibi o da bir ideolojiye dönüşebiliyor. Bu toplum nasıl barış içinde yaşayabilecek, onu sorgula. Sen topluma bir ideloloji dayatıyorsun, karşındakiler de aynı şeyi yapıyor, ben ise demokratım, topluma ideoloji falan dayatmıyorum. İnsanlar inanç ve düşüncelerine uygun olarak istedikleri gibi özgürce yaşayabilsinler, ülkenin değerlerinden hak ettikleri payı alabilsinler istiyorum. Tartışmanın odağını burası oluşturuyor; örneğin başlarını açsınlar veya başlarını örtsünler demiyorum. Çünkü hakkım ve haddim değil. Senin de değil. Başkaları üzerinde tahakküm kurma hakkını kendimizde gördüğümüz sürece bu tahterevalli inip çıkmaya devam eder. On yıl sen mutlu olursun, on yıl karşındakiler. Ben ikinizin arasında bir tercih yapmıyorum. Bireysel tercihlerinize bırakıyorum inançlarınızı. Bunları bana ya da birbirinize dayatmayın diyorum. İşte bunun sağlanabilmesi için bir şeyler yapabilmeliyiz. Yoksa Jakobenliklerden bir Jakobenlik beğenmek zorunda değilim. Bunu anlamak bu kadar zor değil, ama zihin kireçlenmelerinden, yerleşmiş irrasyonel alışkanlıklardan, taraftar veya yandaş psikolojisinden kurtulmak şartıyla.
Gorkem Turgut Ozer Abi her kurumun kilik kiyafetle ilgili kurallari ya da normlari olur, bunun sokaktaki insanlarin ne giydigi ile, ya da genel olarak ozgurluklerle uzaktan yakindan bir ilgisi yok. Bu iki konu sap ile saman ya da elma ile armut gibiler. Citibank'ta risk yonetimi isine sortla gidemezsin mesela. Yok ben illa sort giyecegim dersen de bu isi yapmazsin. Benzer bir durum benim yasadigim sehirde emniyet teskilati icin gecerli. Simdi baktim, yonetmelikte kafaya takilabilecek 5 cesit "sey" (sapka, kask vs.) belirlemisler. Ben bu sehirde polis olmak istiyorum ama kafama da burada listelenmemis 6. bir sey takmak istiyorum diyemem. Ayni sehirde sokakta ne takacagima ise kimse karisamaz (bu arada bizim sehrimizde sokakta bikinili, yari ciplak, ve basortulu insanlar gorebilirsin). Konuya kurum bazinda yaklasip, laik devletlerde emniyet teskilatlarinda kilik kiyafet yonetmeligi nedir, ne olmalidir bunu tartismani beklerdim. (Kendi sehrim icin yukaridaki bilgiye tek bir Google aramasi ile erisebildim bu arada, tavsiye ederim). Mevcut haliyle cok genel ve bu sebeple de bir yere varmasi pek mumkun olmayan bir cerceve cizmissin. Tamamini okuyamadim ama anladigim kadariyla tartisma da senin bu sloganci yaklasiminin cektigi yonde ilerlemis (slogan degil belki ama "fluff" demek isterdim bu yazdiklarina). Bu sekildeki fazlaca genel yaklasiminla Turkiye'deki mevcut hukumetin icraatlarini desteklemek goruyorum ki daha kolay (ve mumkun) oluyor, ama maalesef savlarin ancak karsit genellemeler ortaya cikana kadar ikna edici olabiliyor, ve goruyorum ki Facebook'ta bu kisa surede gerceklesiyor. Keske kendi alaninda yazdiklarin gibi sosyal konularda da detaya inip akilci (rasyonel) analizler yapabilsen ve biz de okusak, ancak anliyorum ki icinde bulundugun (siyasi, ticari?) ortam buna izin vermiyor. "Genelleyip gecmeyi" seciyorsun. Keske bunu hic yapmasan, ifade gucunu ve inanilabilirligini propagandaya donusturerek harcamasan.
A. Selim Tuncer Görkem, madem laf ediyorsun, önce diğer yorumlarımı da oku, sonra görüşelim seninle.  Benzer şeyleri sana da yazmayayım. Onların üstüne yazılacak birkaç not var tabii ki.
Gorkem Turgut Ozer Abi ben ilk girdini (original post) okudum ve altindaki birkac yoruma goz attim. Dogru anlamak icin hepsini okumam gerekiyorsa ilk girdin olmamis demek ki. Sana iletisim konusunda bunu yazmak haddime degil ama bu konuda senden ogrendiklerimle en azindan bunu soyleyebilirim sanirim. Bu arada cevaba hacet yok benimki bir nevi serh, icinde soru yok, zaten o da (otomatik olarak) silinip gidecek 30-60 gun icerisinde.
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
Yusuf Ipekçi A. Selim Tuncer beye ithafen yaptığınız niyet okuma hiç hoş olmadı Gorkem Turgut Ozer bey. Samimiyane bu düşünceleri destekliyor olmasına neden ihtimal vermiyorsunuz? veya samimi degilse neden bu kadar uzatıp, edebiyat yapsın? "keşke rasyonel analiz yapabilsen" demek, "sen gerizekalisin" demek gibi birşey. belki de gerçekten rasyonel analiz yapamıyor, ama bu şekilde bir ifadede bulunmanız çok anlamsız/faydasız. kaldi ki bence en rasyonel analizlerden birini yapmış...

her neyse... dediğiniz husus büyük ölçüde doğru. kilik kıyafet yönetmeliği olabilir. ama bu toplumun çoğunluğunu oluşturan bir kesimin "bu benim olmazsa olmazım, Allah bunu bana emretmiş" dediği hususlarda o kilik kiyafet kanununu duzenlersiniz. mesela kimse "çarşaf" ile çalışamadığı için şikayet etmiyor. çünkü çarşaf bir takva meselesi. olmazsa olmaz değil.

veya mesela polisler renkli başörtü takamaz ds diyebilirsiniz. bu da zevk meselesi çünkü. ama anlamli veya anlamsız, ÇOK sayida insan bir kiyafetin zorunlu olduğuna inanıyorsa bunu uygulamasina imkan tanimalisiniz.
Evrim Onat Bence bireysel özgürlüklerin alanı ve sınırı tartışılırken "çoğunluk" kelimesinden kaçınmak gerekir. Bu konu bir "elit" yaratma konusu mudur, yoksa vatan topraklarında herkesin huzur içinde yaşaması için bir fikir birliği yaratılması konusu mudur? Çoğunluk olabiliriz fakat bizim için en önemli şey gönlü ulus için çarpan herkesin inancı ne olursa olsun en az çoğunluk kadar huzur içinde yaşamasını sağlamak da olmalı. Yani bireysel özgürlükler herkes için geçerli olmalı. Anadolu'nun tarihi mirası bizlere hiçbir ulusa nâsip olmamış güzellikte muhabbet fırsatları sunarken, bu güzelliğe müsade etmemek ecdadın emeklerine de saygısızlık olur diye düşünüyorum. Yok böyle olmamalı ve bu toprağın sahip çoğunluğu kimse seçkin haklardan o faydalanmalı dersek binlerce yıllık Anadolu kültürümüzü paramparça eder ve biz artık biz olmaktan çıkarız. Tarihimiz boyunca bizi hep gururlandırmış mânevi sorumluluklarımız ve emanetlerimiz var bizler de böyle "Yüce gönüllü" davranmalıyız.
Yusuf Ipekçi Evrim bey, dediklerinize katılıyorum, ama bu dedikleriniz, "azınlık" olanların hakları savunuluyorken öne sürülmesi gereken savlar. Lakin, "çoğunluk olmasına rağmen" insanların haklarını kullanamaması sebebi ile bu tartışmayı yapıyoruz. Başörtüsüne izin verilirken, başı açıklar yasaklanırsa, bu sefer tartışırız evet...

sorun çözme noktasında ise "verimli" olmak adına, çoğunlukların sorunları ile 1. öncelik olarak ilgilenmekte bir beyis yoktur. Aşırı bir örnek olacak belki ama, bir gemide 1000 kişi var, bir gemide 10 kişi; ikisi de fırtınada ve içindekiler ölecek. bir gemiyi kurtarabiliyorsunuz; 1000 kişi olan gemiyi kurtarmanız, sizin o diğer 10 kişiyi umursamadığınızı veya onların haklarını önemsemediğinizi göstermez.
Evrim Onat Sizi çok iyi anlıyorum ama dediğim gibi, özgürlük gibi evrensel kutsiyeti olan bir istişareyi çoğunluğa dayandırmaya gerek yok bence, yanlış anlaşılıyor ve rezistans yaratıyor. Siz de tahmin ederim esasında oradan yola çıkarak ifade etmek istemediniz, vizyonunuzdan bunu anlıyorum. Yazdıklarınızdan edindiğim güzel şeyler var lütfen devam edin, çok teşekkürler.
Bulent Yilmaz Eski jakobenizm diye akp ağzıyla vurduğunuz şey kadını erkeğe eşitleyen ve anadoluda tarihte ilk kez dini bağnazlığın tasallutuna kısmı gem vurabilen şeydi. Ben karadenizde daha ortaokul çağında insanoğlu aya çıktı dediğim için babam yaşında adamların gökteki melaikeler buna izin mi verur tinsuz diye ağzıma tokatı bastığını bilirim. Cumhuriyet ve dudak büktüğünüz Atatürk devrimi size bol geldi. Yakında ağlaşır aldatıldık dersiniz. Anadoluda büyüdüm ben. Fildişi kulelerde değil. Bu ülkenin gerçeklerini çok iyi biliyorum. Daha bu yıl sokakta sigara içti diye erzurumda bir kadın linç ediliyordu. Yav yazacak anlatacak şey çok da sizin niyetinizi anladım. Gerek yok.
İbrahim Aytunc görkem allah aşkına yaz. uzun uzzzzun yaz. ne kadar uzatabiliyorsan artık oraya kadar yaz. yemin ederim çok eğleniyorum. sen onlara kulak asma, seni okuyan var.
İbrahim Aytunc bu arada şu an çocukluğunda seni tokatlayan adamlardan farkın yok. gerçek anlamda çok geride kalmışsın.
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
A. Selim Tuncer Bulent, niye şuradaki tartışmaya katılan herkesin şiddetle reddedeceği olguları ikide bir suratımıza çarpıp duruyorsun ki? Eğer insanların kılık kıyafet özgürlüğü kamu kurumlarına da taşınırsa bu gibi eylemler devam eder, hatta artar demeye getiriyorsan, ben de sana tam tersi bir iddiada bulunabilirim. Eğer bu özgürlükler verilmez, toplum sürekli bir gerilim yaşarsa hiçbirimiz huzur bulamayız. İlla şiddet artar anlamında söylemiyorum, sonuçta sosyoloji de değişiyor, ama toplumun bir kesiminin mutsuzluğu üzerine inşa edilen bir sistem hiç kimseyi mutlu edemez. Seni de!

“AKP ağzı” gibi temelsiz ve gereksiz ifadelerini bir yana koyayım. Fakat asıl temelsiz olan “Sizin gibi fildişi kulelerde değil, Anadolu’da büyüdüm, bu ülkenin gerçeklerini çok iyi biliyorum.” sözlerin. Ben de taşrada büyüdüm ve bundan dolayı çok mutluyum. Hatta hala taşrayla süren sıkı bağım bana ciddi anlamda gözlem ve analiz yeteneği kazandırıyor. Sen de halk içinde büyümüşsün, ama onlara düşman olarak büyüdüğün çok belli. O nedenle bildiğin şey sadece gerçeğin küçük bir parçası... Anadolu insanını tanıyorum diyen birinin, ister dini ister kültürel ister folklorik ister başka nedenlerle olsun başörtü kullanan Anadolu kadınının ezici çoğunluğunun bu ülkenin ortak kültürel kodlarının dışında yer almadığını, bu makul çoğunluğun kendi devletlerinin kendilerine karşı bu tutumundan dolayı nasıl bir küskünlük yaşadığını, hiçbirinin de bunu hak etmediğini bilir. Başörtülü bir kadına “Başındakini çıkar da kamu kurumlarında çalış.” denemeyeceğini de. Galiba dünyayı da yeterince tanıyamamışsın, çünkü sözünü ettiğin ve toplumun makul çoğunluğunun kabul edemeyeceği davranışlar belli oranlarda her yerde, çağdaş ülkelerde de var. Yazmanın bile tiksindirici olabileceği şeyler. Bunları hukuk, asayiş ve eğitim boyutuyla düzeltmek, başta hükümet olmak üzere herkesin boynunun borcu. Bunlar bir hak mahrumiyetinin gerekçesi yapılacak şeyler değildir. Hak mahrumiyeti konusunu da bununla sınırlamıyorum elbette, senin başına gelenin de yakışıksız, tiksindirici ve haince olduğunu söyledim, buradan da açıkça yazayım.

Bu arada, kimin kimi aldatacağını düşünüyorsun, anlamıyorum. Kimseyle nikah falan kıymış değilim ki, sonunda aldatılmış olayım. Kendimce doğru bulduğum adımları destekler, yanlışlara itiraz ederim. Kimin umurunda olacaksa tabii.

Gorkem, yahu kardeşim, siz gençsiniz, bize göre özgürlüklere daha açık, şablonlara daha mesafeli olmanız gerekmez mi? Valla sizin bu yaşlı işi fikirlerinizi dinledikçe memleketin geleceğiyle ilgili ümidim azalıyor.

Soru sormadığın için cevap vermeme de gerek olmadığı söylemişsin, ama soktuğun lafları geri çıkarmadan var mı öyle? 

Evet, orijinal post derdini anlatmaktan uzak değil, çoğu insan da anladı. Aslında anlamamış görünenler de anladı, ama zihinsel bağlarından kurtulamadıkları, kafa konforlarını bozmak istemedikleri için anlamamış gibi davranmak işlerine geliyor. Ayrıca konu genişledikçe, dallanıp budaklandıkça bağlantılı başka mevzular açılıyor.

Her kurumun elbette kuralları olur. Üniformalı mesleklerde bu daha keskindir. Bu bilgi zaten orijinal postta da yer alıyor. Sen altı çeşit “şey”den bahsetmişsin, ben ikinci bir “şey”i söz konusu etmiştim. Üniformanın standartları vardır, kimse kafasına göre yorumlayamaz.

Bu arada, Citibank’tan değil, başörtülü başörtüsüz herkesin vergileriyle kurulup yaşatılan kamu kurumlarından söz ettiğimizi anlamamış olamazsın. Özel şirketler kendilerince bazı kıyafet kuralları koyup uygulayabilirler belki, eğer toplumla bir münasebetleri varsa bu davranışlarının notunu da toplumdan alırlar. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Philadelphia Bildirisi’nin 4. maddesinde yer alan “Bütün insanlar, ırk, inanç ve cinsiyetleri ne olursa olsun, kendi maddi durumlarını ve manevi gelişmelerini özgürlük, vakar, ekonomik güvence ve fırsat eşitliği koşulları altında geliştirmek hakkına sahiptir.” ilkesine öncelikle kamu kurumları riayet etmek zorundadır.

Tam burada, benden beklediğin “Laik devletlerde emniyet teşkilatlarında kılık kıyafet yönetmeliği nedir, ne olmalıdır?” tartışmasına girmek zorunda kalıyorum. Buna hiç gerek duymadım, çünkü zaten dünyadaki gelişmiş demokrasilerdeki güncel örneklerine herkesin ulaşması çok kolay. Bu örnekler var, ancak bunlara karşı “oralarda olur, ama bizde olmaz, çünkü bizde çoğunluk Müslüman” gibi abuk bir argümanla karşılaşıyoruz. O nedenle ilke bazında tartışıyorum. Diğer yorumları okumanı da o bakımdan istemiştim. Malezya, Endonezya, Afganistan ve Pakistan desem hemen ağzıma tıkarsınız, ama en azından Avustralya, İsveç, Norveç, Hollanda, İngiltere, ABD’nin bazı eyaletleri ve Kanada’da (dini sembol denmeden) başörtülülerin polislik yaptığını söylemiş olayım. Yakın bir zamanda da İskoçya'da bu hak tanındı. Bana göre laik bir ülkede emniyet teşkilatında veya herhangi bir kamu kurumunda başörtülü ya da başörtüsüz dayatması yapılamaz, yapılmamalıdır. Zaten ben de, post özeline inersek, ne başörtüsünü savunuyorum ne tersini... İnsanların “maddi durumlarını ve manevi gelişmelerini özgürlük, vakar, ekonomik güvence ve fırsat eşitliği koşulları altında geliştirmek hakkı” üzerinde duruyorum.

Ben bir ideolojiyi savunmuyorum, demokrasi diyorum, demokrasi ise slogan kaldırmaz. Propaganda da demokrasinin değil, ideolojilerin işidir. Şu kısa yorumunda bile sloganik, hatta şablonik bir fikri önümüze koyan sensin. Birkaç gündür bir başka arkadaşımızın sloganlarını ve Jakobenizm propagandasını zaten dinliyoruz.

Son olarak; hükümetin başörtülü üniforma açılımını değilse de, bu üniformanın standardını ve estetiğini eleştiren bir post, nasıl oldu da hükümet destekçisi bir post oldu, anlamadım. Ayrıca, yıllarca beni takip eden insanlar olarak, bu sayfalarda ağır iktidar (tabii muhalefet de) eleştirilerine tanık olmadığınız söylenemez. Ancak memlekette küfür standardının altına inen eleştiriye eleştiri denmediği için, siz de haklısınız. Eleştiri mesafemi korurum, ama küfretmem, bunu benden beklemeyin. Eleştirilerimi küfür ederek yapmıyorum diye de lütfen her işinize gelmeyen görüşü hükümet propagandası olarak yaftalamayın. Överim de yererim de! Bunu da her farklı olayda kendi görüşlerim doğrultusunda nesnel bir perspektiften yapmaya çalışırım.

Not: Dünyadan örnekler için biraz zamana ihtiyacım var. Ama onları da buraya taşıyacağım. Madem öyle, eksik kalmasın.
Gorkem Turgut Ozer Abi benim elestirim konunun icerigine degil fazlaca genelleyerek sebep oldugunuz mantik hatasina yonelikti, yani sap-saman iliskisine. Ben de genellemek istemiyorum ama son donemde buradaki girdilerinizde bunu gozlemliyorum (bu da girdilerinizi okudugum anlamina geliyor elbette). Yaptiginiz ozgurlukleri savunmak degil, oyle olsa benden bu elestiriyi degil aksine destek alirdiniz. Kamu kurumu da olsa kilik-kiyafet duzenlemesi kurum tarafindan yapilir. Her bir kurumun ozel durumu var, dunyada da benzer kurumlar var, dunyayi yeniden kesfetmeye gerek yok. Kurum bazinda tartisilmasi gereken bir konu bu. Konu basligi da basortusu degil dini semboller olmali. Bu sembollerin uygun olacagi ya da olmayacagi kurumlar olmali. Siz bu analizleri benden iyi yaparsiniz (yapardiniz). Bu arada ben daha once demedim ve hala da demiyorum ki emniyet mensuplari basortusu takmasin.
A. Selim Tuncer Valla, Görkemciğim, ben ilk yorumunla bunun arasında bir ilinti kuramadım. Demek anlamamışım. Belki bunu da anlayamıyorumdur. O nedenle teyit edelim. Sen diyorsun ki, kılık-kıyafet düzenlemesi kurum tarafından yapılır. Zaten dünyada bunun örnekleri de vardır, oralara da bakılır. Bizim buna karışmamız uygun değildir, kurum kendi özel durumuna göre kendi kurallarını belirler. Değil mi?

Ben işin bu tarafında değilim ki, elbette öyledir. Ama her kurum, bireysel özgürlükleri ve insan haklarını dikkate alarak yapar bunu. Yani ben işin hak ve özgürlükler tarafındayım. Mantık hatamı, sap-saman miksini ise anlamadım yine. Belki şurada ayrılıyoruz, ben bizim toplumumuzda başörtüsünü takke tesbih gibi dini bir sembol olarak görmüyorum. Avrupa’da bir genç kızın boynuna taktığı haç kolye kadar bile sembol değildir. Başörtüsü bir inancın belirlediği ev dışı kıyafetidir. Gömlek, bluz, pantolon gibi... Nitekim bunları da inançlar ve bazı kültürel değerler belirliyor. O nedenle diyorsun ya Citibank’ta şortla çalışamazsın diye. Onu belirleyen Citibank değil, şortu pantolona göre herhalde daha hafif bulan toplumun kültürel değerleridir.

Postlara gelince... Darbe girişimi sonrası bazı postlarım meramımı aktarmak noktasında zayıf kalmış olabilir. Ne de olsa darbe uzmanlık alanıma girmiyor. 
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
Bulent Yilmaz Selim abi karşındaki insanı anlamak yerine kafandaki şablona uydurma hatasına kendin düşmüyor musun? Kendi tercihine ve yurdum siyasi muktedirinin çoğunluğa ve artık mutlak güce de tekabül eden kitlesinin kodlarına uygun şekilde beni baş örtüsü ve halk düşmanı ilan etmek kolaycılık değil mi? Senin işine öyle geliyor diye kamu kurumlarında ayyuka çıkan ideolojik dönüşüne çakma bir demokrasi adına boyun mu eğmeliyim. Ben sana fildişi kulelerde yaşıyorsun demedim. Kendimden ve yaşadığım çevreden bahsediyorum. Bilinçli alınganlıklar yapma bana lütfen. Demek istediğim şey açık. Bu ülkede insanlar alevi diye baltalarla çoluk çocuk komşuları tarafından katledildi. Sivasta koca bir şehir ayaklanıp insanları diri diri yaktı. Allahu ekber çıklıkları arasında yakılan o insanlar da senin bahsettiğin tatlı şirin anadolu insanlarıyla yasamak isterdi eminim. Bu ülkede hizbullahın beykozdaki evi daha dün sayılacak bir zamanda basıldı. Deşifre edilen cd lerde 20 bin kişinin örgüte militan olmak için cv verdiği anlaşıldı. Cv diyorum bak. Bodrumlarda kendisi gibi düşünmeyen insanları ve hatta müslümanları domuz bağıyla katletmek için. Anadoluda işidvari görüntüleri bügün için şimdilik görmüyorsak bu azgın ve örgütlü şiddetin devleti tam anlamıyla ele geçirmesi hasebiyle artık herkesin susması nedeniyledir. Iktidarı ekiştiriyormuşsun. Evet bunu o kadar tatlı şekilde yapıyorsun ki iktidarı övmenin değişik bir yolu haline geliyor eleştirilerin. Bunları okumuyor anlamıyor değiliz. Yaptığın o eleştirimsi şeyler ülkede yaşanan hukuk katliamlarının karşılığı mıdır? Neyse ben istikbal kaygısını ve çıktılarını yargılayacak değilim zira konunuzda bu değil ama yeme bizi burda. Görüyoruz senin yergilerini de. Anadolu halkı güzellemesi yapmanı anlamıyorum. Ramazanda anadoluda sokakta içki içebiliyorsun yemek yiyebiliyorsun veya sigara içebiliyorsun da ben mi bilmiyorum. Bu kamuda başörtüsü anadoluda kemikleşmiş ortodoks sunni faşizmin son halkasıdır hepsi bu. Emevi zihniyetinin asla dur demeyeceğinin demokratik özgürlükler kılıfıyla medeni hukuğun yerine dini referansların baz alındığı de facto şeriat rejimine geçiştir bu. senin bu şirinleştirme manevraların da bu gerçeği değiştirmez. Din devlet yönetiminde bir kez referans alınmaya başlandı mı nasılsa çoğunluğun inancı bu yönde diyerek her türlü melaneti alkışlarken bulursunuz kendinizi. Sandığının aksine ne inançsız biriyim ne de baş örtüsü düşmanıyım. Çok klasik ve tepki çeken bir ifadeyi tekrarlayayım. Annem de baş örtülüdür. Ve onunda kamuda baş örtüsüne karşı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Tutmuş irandan pakistandan kadın polis fotoları koymuşsun. Daha öncede yazdım ısrarla işin bu yanını görmezden geliyorsun. İranı ve pakistanı geçiyorum. Batının köklü kurumları içinde azınlıklardan vitrine sürdüğü bu bibloların kitlede bir karşılığı yoktur. Güçler ayrılığının oturduğu ve toplumca içselleştirildiği, dinin şehirlerde insanları yakma gücünü bırakın kimliğinde hristiyan yazanlar için dahi kültürel bir ögeden öteye gidemediği toplumların tam da sizden yapmanızı istediğini yaparak Propaganda süslerini alıp buraya taşırsanız kusura bakmayın entellektüel sıfatını ancak azgın çoğunlukların kahvehane sohbetlerinde hakedersiniz. Her olay ve olgu yerel bağlamı içinde değerlendirilir ve anlam kazanır. O kadar evrensel demokratik değerlere vakıfsan söyle abi. Bu ülkenin ordusu savaşmadan generallerinin yarısını kaybetti. Ergenekon balyoz ve izmir casusluk davalarındaki Hukuk skandalları sonucunda bir sürü insan kanser oldu kafasına sıktı. Baş örtüsü gibi iletişimle ilgisiz bir konuda gösterdiğin hassasiyete benzer tek bir yazını göster bana. Cemaat ve akp birlikte türk tarihinin en aşağılık komplosuyla bunca insanın hayatını mahvederken ne yazdı senin o demokratik hassasiyetlerin? Kabataşta en karanlık iftirayla baş örtüsü kullanılarak neredeyse iç savaşa sürüklendik. Önümüzdeki cuma görüntüler açıklanacaktı...... İletişimcisin ya ne yazdın bu konuda? Madem hem yeriyor hak ettiklerinde de övüyorsun göster o zaman. Ben mi kaçırdım yazdıklarını.
A. Selim Tuncer İran'dan başörtülü polis fotoğrafı paylaşmadım. Bunu niye yapayım ki, onlar seninle aynı kafada... Başörtüsüz polis yok. Paylaştığım fotoğraflar demokratik ülkelerden, onlar da senin için değil, çünkü görüşünü biliyorum.
A. Selim Tuncer O taktikleri çok iyi bilirim de kullanmam. Burada öyle bir şey yok. Mobilim, uzun yazamıyorum. Belki şöyle dersem daha iyi anlaşılır: Senin fotoğrafının Arap'ı... 
Yusuf Ipekçi "iran'dan, Pakistan'dan fotoğraflar koymuşsun" demişsinizBulent Yilmaz bey... yazılanı, paylaşılani ne kadar objektif ve ilgi ile okuduğunuz belli oluyor. derdiniz fikrinizi geliştirmek, karşı tarafı anlamak değil. ne İran dan ne Pakistan dan 1 tane fotograf yok, 8 ayri ülkenin fotoğrafı paylaşılan kolajda.

bu kadar kör ve kafanızdaki halusinasyonlara inanan birisi ile tartışmaya devam etmek hakikaten anlamsız benim adıma.
zaten anneniz de başörtülü imiş, o zaman ne desek boş, bu konuda bilirkişi sayilabilirsiniz...

sevgiler saygilar Bulent bey, A. Selim Tuncer abi... bana eyvallah artık 
Bulent Yilmaz Band wagonun dibine vurdun abi nasıl kullanmıyon )))
Bulent Yilmaz Yusuf bey yazımı ne kadar dikkatli okuduğunuz anlaşılıyor. Pakistan konusunda yanılmış olsam da orda batılı ülkelerin yerleşik kurumsal düzeninde bu baş örtülü polislerin be işe yaradığını anlattım. Annem konusunu ön yargım olmadığını ifade etmek için söyledim. Buradan yürürseniz kırıcı olabilirim bilesiniz. Sizede eyvallah. Zira sizin zihniyetinizle uzlaşmayı zul sayarım kendime.
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
Gorkem Turgut Ozer Abi selam, bana yine kizacaksin belki ama tatmin edici bir arguman yerine hala genellemelere basvuruyorsun. Senin ilk girdin diyor ki "uniformali da olsa sacini ortmek isteyen kadinlar elbette bu haktan mahrum edilmemelidir." Bu cok yaniltici bir cerceve. Uniformali da olsa basini ortmek isteyen kadin olamaz cunku emniyet teskilatinda uniformali bir polis olmayi secmisse basini ortmek istemiyor demektir. Ya da basini ortmek istiyorsa bu meslegi secmez. Hem bu meslegi yapacagim hem de kendi isteklerimi dayatacagim diye bir sey olmaz. Olursa da o calisanla kurum arasinda bir vakadir, gerekirse mahkemeler cozer.

Lutfen sunu bir oku: http://www.boardmanclark.com/.../religion-in-the-workplace/

Burada kamuda degisik mesleklerden ve kurumlardan vakalar var, cogunda basortusu ve benzeri dini sembollere izin verilmis. Ancak konu emniyet teskilatina gelince, durum su sekilde:

"Police department can ban an officer’s cross on uniform:
A court rejected a police officer’s Title VII and First Amendment religious expression challenge to the department’s appearance code, banning his wearing of a cross. The court held that a religious symbol takes on “a different cast when viewed on the context of a police uniform.” The department had a compelling interest in avoiding the appearance of endorsing religion, and a police officer’s uniform “is not a public forum for freedom of speech.” (The dress code banned all pins on uniforms, but not on officers who wore civilian clothes to work.) Daniels v. City of Arlington, Texas (5th Cir., 2001.

Police department can deny head scarf request:
A Muslim police officer was denied her request to wear a head scarf on duty as a religious accommodation. She received a disciplinary suspension for wearing it anyway and sued under Title VII. The court ruled in favor of the police department. A uniformed police officer is different than a civilian-clothed job. There is a valid reason to not create an appearance of crossing the Constitution’s Establishment Clause line in an official government uniform by allowing individual officers to add religious symbols. There is a compelling interest for police to “maintain a neutral appearance.” Webb vs. Philadelphia (3rd Cir., 2009). [The courts have ruled differently regarding religious pins and dress on civilian- clothed detectives and other government employees who are not in uniform.]"

Bu arada, diyorsun ya bu bir dini sembol degil, o durum calisanlar icin daha kotu cunku o durumda bir sembolu kullanmaya hic haklari yok (bkz. ayni kaynak, ve diger kaynaklar).

Verdigim rahatsizlik icin uzgunum ve tesekkur ederim. Yukaridaki kaynakta ve diger kaynaklarda okudugum, emniyet teskilatinda dini sembollere karsi sunulan gerekceleri akillica buldum. Sayende emniyet teskilatinda dini sembollerin olasi zararlarini gordum ve buna karsi cikma fikrini edindim.

Sana olan elestirim dozunu astiysa da affina, ancak umarim bir gun geri donup baktiginda nesnellikten ne kadar uzak ve neredeyse ideolojik argumanlar urettigini gorebilirsin (eger bunu liberallikle acikliyorsan unutma ki liberalizm de bir ideolojidir).

A. Selim Tuncer Görkem, bugün fazla zaman ayıracak durumda değilim, ama kısaca cevaplayayım. Sende ABD'de Türkçe anlama sorunu baş göstermiş. Bugün itibariyle Emniyet Teşkilatı'nda başörtüsü zaten serbest bırakıldı. Yani polislik mesleğini ifa etmek isteyen kadınlar isterlerse başörtüsü kullanabilecekler, başlarını örtmek istiyorlarsa bu mesleği seçemezler gibi bir durum kalmadı. Ben de gördüğüm ilk örnekleri üniformaya uygun bir standartta ve estetikte bulmadığımı söyledim. Bunun nesi genel yahu? Geri kalanı ise, bu serbesti uygun oldu mu olmadı mı teorik tartışması... Güzel kardeşim, dini sembol kullanmak bir hak değildir, çünkü hiçbir dindar için gündelik hayatta dini sembol kullanma zarureti yoktur. Fakat bazı insanlar için dinin emirleri kapsamında, inanç gereği bazı kıyafet zaruretleri söz konusudur. (Müslüman kadınlarda başörtüsü, Hintli erkeklerde sarık gibi) Toplumlarda hem kadınlar hem de erkekler için normları belirleyen zaten dini inançlar, örfler ve âdetlerdir. Kadınlarının %70'e yakınının başörtülü olduğu bir toplumda “nötr” olan Batı toplumlarına bakılarak belirlenemez. Bunu oranlarla ve sayılarla açıklamak zorunda kalmak istemezdim, ama eğer meseleye buradan bakarsak başörtüsüz olanlar için toplumuna karşı “nötr” değil diyebilirdik. Tabii bu bakış açısı da yanlış, nitekim azınlık olmalarına rağmen İngiltere bu hakkı bazı vatandaşlarına tamamen insan hakkkı kapsamında vermiş bulunuyor. Yani, o makalelerdeki görüşlerin üstüne hemen atlamadan önce kendi toplumunda “norm-al” nedir, “a-norm-al” nedir, “nötr” nedir, “yalıtkan” nedir, “iletken” nedir, oturup bir bakmak gerekir. Sen şimdi buna da genelleme diyeceksin, ama olsun, alıştım. 
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
Ümmügülsüm Yaşar Dinler Gonderiyi ve yorumlarinizi takip ediyorum gunlerdir. Hocam çok takdir ettim sizi bir kez daha ve hayran kaldim. Sonsuz saygilarimla.
Fatih Bektaş Konuyu ilgiyle takip ediyorum. Özellikle Selim Bey'in bağnaz yorumlara karşı duygusal feveranlardan uzak açıklamalarının devamını bekliyorum.
A. Selim Tuncer Yine sırasıyla:
1.
Aslında artık mevzuyu kapatmak gerekiyor, çünkü ben ne dersem diyeyim aynı argümanlarla cevap veriyorsun. Ben ortak model bulmalıyız, bir toplumsal uzlaşma sağlamalıyız derken, sen kendince kurguladığın bir ideolojiyi dayatmaya devam ediyorsun. Ben senin ya da senin gibilerin de huzur içinde yaşamasını temin edecek bir zemin oluşturmalıyız derken, sen benim huzur bulmam sadece benim inanç ve ideolojimin devlete egemen olmasıyla mümkün diyorsun. Ben muhayyel korku ve endişelerle bir barış ortamı yaratamayız derken, sen toplumun marjinallerinin eğitim, asayiş ve hukuk eliyle düzeltilmesi gereken vahşiliklerini, zalimliklerini, alçaklıklarını, sanki ben bir de bunları hoş görüyormuşum gibi her seferinde temcit pilavı gibi önüme sürüyorsun. Bu nedenle bu tartışma bitmez. Bitmeyeceği için de artık uzatmak anlamsız. Yaklaşımın değişmediği sürece bu son olsun.

2.
Bir haksızlığa neden olduysam özür dilerim. Sen kendini daha iyi tarif edersen sorun olmaz. Fakat “Anadolu’da kemikleşmiş ortodoks Sünni faşizm” şeklindeki genellemenin nereye gittiğini biraz daha aç mesela. Bu ülkenin makul çoğunluğunu göremiyorsun, çünkü her Anadolu insanının yüzünde Sivas caniliğini, Hizbullah vahşiliğini, baltayla Alevi komşusunu kesen adamın alçaklığını okuyorsun gibi anlıyorum ben. Her ne kadar ayetlere kadar dalmış olsan da, direkt başörtüsü düşmanlığından söz etmedim, ama burayı geçiyorum artık. Sen düzelt, yazmak serbest. Yanlış anlaşılmayı dert ediyorsan kendini doğru ifade etmek zorunda olan sensin.

2.
Yine yanlış yorumluyorsam düzeltirsin. İfadelerinden Türklerin Müslüman olmasından dolayı aşırı bir ıstırap içindesin diye anlıyorum. Tarihi geri çeviremezsin ki, olan olmuş. Halka düşmanlığından söz etmedim aslında, sözünü ettiğim nedenle düşmanca baktığını söylemek istedim. Tabii eğer bu doğruysa her türlü değerlendirmene yansıyacaktır/yansıyor. Yanlış bir değerlendirmeyse, sana düzeltme hakkı vermiş oluyorum.

3.
Devlet yönetiminde dini referans almakla siyasetin arz-talep dengesi ve temel insan hakları bağlamında bazı açılımlar yapması aynı şey değildir. Laiklik ayrı bir inanç sisteminin adı değildir, devletin inançlar arasında (senin yaptığın gibi) herhangi bir ayrım yapmamasının, devlete hiçbir din ya da ideolojinin egemen olmamasının güvencesidir. Bunu dünkü hükümetlere yükses sesle söylemek gerekirdi, bugünkü hükümete de söylemiş olalım: Ortak yaşamı düzenleyen ilkelerin bütünü olarak siyasal-legal çerçeve, başta o toplumda var olan din(ler) olmak üzere hiçbir anlayışa (yani sadece dinlere değil) referansla meşrulaştırılamaz. Laiklik, bir taraftan siyasal kuralların herhangi bir dini inanış temelinde oluşturulamayacağına işaret ederken bir yandan da devletin din(ler)i kontrol altında tutamayacağı anlamına gelir. Laiklik ilkesi devletin tüm anlayışlar karşısında tarafsız kalmasını temin ederek, aynı zamanda bireylerin din ve vicdan özgürlüğünü de garanti altına alır. Bugün için insanlığın geldiği nokta bu, belki ileride daha mükemmel yöntemler bulunabilir.

4.
Devletin ele geçirilmek istenmesinin nedeni, onun ele geçirilmesini gerektirecek niteliklere sahip olmasındandır. Farklı inanç sahipleri olarak devlet eliyle din dayatılmasına da pozitivizm dayatılmasına birlikte karşı çıkar ve onu gerçekten geri dönülmez şekilde nötr hale getirebilirsek hepimiz huzur buluruz. Eğer bugün devlete “bana dikte yoluyla din ya da ideoloji dayatma” diyebilme hakkı elde etmek istiyorsan yarın senin de kimseye din ya da ideoloji dayatmayacağının güvencesini vermen gerekir. Ben bu ahlaki pozisyonu koruyabildiğim için göğsümü gere gere bugün de “bana din ya da ideoloji dayatmayın” deme hakkım olduğunu düşünüyorum. John Rawls’un A Theory of Justice (Bir Adalet Teorisi) adlı eserinde sosyal kurumların birinci erdemi olduğunu düşündüğü adaletin ilk ilkesi “Herkesin, başkalarının aynı hürriyeti ile bağdaşan en geniş temel hürriyete sahip olma hakkı vardır.” şeklindedir. Burada “başkalarının aynı hürriyeti ile bağdaşan” vurgusu önemlidir ve bizim tartışmamızın bir yanına işaret etmektedir. Yani mesele sadece bir hakkın teslim edilmesi değil, ayrıca başkalarının kullandığı hak ve özgürlüklerden geri olmamasıdır. Biraz vulgarize edecek olursak, “kimi yer, kimi bakar” anlayışı barışın en büyük düşmanıdır.

5.
Hep makul çoğunluktan söz ediyorum. Yaslanabileceğimiz, bir güven ve barış ortamı yeşertebileceğimiz yer orasıdır. Birkaç kendini bilmez serserinin, birkaç cahil lümpenin, kendi dinini katı bir taassubun aracı haline getiren üç beş faşistin yaptığı, senin gibi makul çoğunluğu gözümde kirletmez. Ben ramazanda Anadolu’nun herhangi bir kentinde açıktan sigara ve içki içmem, bunu da korkudan değil, oruçlu insanlara saygımdan yapmam. Nitekim Nepal veya Delhi’de de bir ineğin sırtına oturup kulağını burnunu mıncıklamam. “Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu”dur bu... Dikkatli, özenli, ölçülü davranmak. Fakat bu, hiç kimsenin ramazanda oruç tutmadı diye taciz ve tecavüze uğramasının gerekçesi olamaz. Bu tecavüzler de bu ülkenin insanlarına bir insan hakkının tanınmamasına gerekçe yapılamaz.

6.
Tarihe düşmanca bakmanın hiçbir anlamı yoktur. Bu ister dünya tarihi ister bizim tarihimiz olsun, fark etmez. Jakobenizmi eleştiriyor ve reddediyorum. Aydınlanma felsefesinin de zaman içinde bir dine dönüştüğünü iddia ediyorum. Buna karşın Aydınlanma Çağı’nın bilimsel düşünce ve eleştirel aklın gelişmesindeki öncülüğünü nasıl inkar edebiliriz? Cumhuriyet devrimlerinin Türkiye’ye kazandırdıklarını da görmezden gelemeyiz. Siyasi sistem olarak mutlakıyetten sonra meşrutiyet, ardından cumhuriyet ve demokrasi... Bundan sonra da ne yaparsak bu mirasın üzerine yapacağız. Madem eleştirel bir akla ve bilimsel düşünceye sahibiz, bir yandan kazanımlarımızı korurken, diğer yandan yapılan hataları ve yanlış uygulamaları hiç mi kritik etmeyeceğiz? Belki de yeni bir toplumsal sözleşme yapmamızın zamanı gelmemiş midir?

7.
Batı, son birkaç yüzyılda yaşadığı toplumsal deneyimlerin de iteklemesiyle ileri demokrasi konusunda çok mesafe almıştır. Buna rağmen maalesef siyaseten birçok olayda kendine demokrat olduğunu göstermekten de utanmamıştır. Kendi deneyimlerimizi içine katacağımız, Batı’yı da aşan bir demokrasi modeli ortaya koymamız mümkündür.

Devamı sonraki yorumda...
A. Selim Tuncer -
8.
Bak, İbn Haldun asırlar öncesinden bize neler söylüyor? “Asabiyet” bir İbn Haldun kavramıdır. Yani bugünkü anlamıyla karıştırmayalım. Türkçeye milliyet duygusu, milliyet fikri, zümre ruhu gibi çevrilebilir. İbn Haldun’a göre iki asabiyet türü vardır: Nesep asabiyeti ve sebep asabiyeti... Nesep asabiyeti, soy bağından kaynaklanan dayanışma ve toplumsal aidiyet duygusudur. Sebep asabiyeti ise kan ve soy bağı gerektirmeyen, aynı toprağı, aynı ideali, aynı değerler sistemini, aynı tarihi paylaşmak gibi nedenlerle oluşan asabiyet duygusudur. İbn Haldun, nesep asabiyetinin ilkel toplumlarda ve bedevilerde, sebep asabiyetinin ise medeni toplumlarda görüldüğünü söyler. Zaten kavimler birbirine karışıp iç içe yaşamaya başladığında, yani toplumun tamamında ortak bir kan bağı kalmadığında doğal olarak nesep asabiyeti de dağılır. Böyle bir toplumsal yapıda insanları birbirine bağlayacak, toplumsal dayanışmayı sağlayacak etnisiteler üstü bir “sebeb”e ihtiyaç doğar. İşte bu “sebeb”i bulabilmeliyiz. Birbirimize hiçbir din, hiçbir ideoloji, hiçbir inanç dayatmadan. Bir dini ya da bir ideolojiyi hiçbir insanımızın bireysel hak ve özgürlüklerini boğma aracı yapmadan.

9.
Şimdi yine özel konumuza dönüp bağlayalım. Yine Batı referansıyla hareket edecek olursak (en azından bazı hassas) kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar “dini simgeler” kullanamazlar. Çünkü bu insanlar toplum karşısında “nötr” olmak, takiye yapıp inançlarını gizlemek zorundadırlar. Tam burada bu terimlerin içeriğini hem genel hem de toplumdan topluma değişen anlamlarıyla bakmak gerekir. Görkem arkadaşımıza verdiğim cevabı buraya alayım: Dini sembol kullanmak bir hak değildir, çünkü hiçbir dindar için gündelik hayatta dini sembol kullanma zarureti yoktur. Fakat bazı insanlar için dinin emirleri kapsamında, inanç gereği bazı kıyafet zaruretleri söz konusudur. (Müslüman kadınlarda başörtüsü, Hintli erkeklerde sarık gibi) Toplumlarda hem kadınlar hem de erkekler için normları belirleyen zaten dini inançlar, örfler ve âdetlerdir. Kadınlarının %70'e yakınının başörtülü olduğu bir toplumda “nötr” olan Batı toplumlarına bakılarak belirlenemez. Bunu oranlarla ve sayılarla açıklamak zorunda kalmak istemezdim, ama eğer meseleye buradan bakarsak başörtüsüz olanlar için toplumuna karşı “nötr” değil diyebilirdik. Tabii bu bakış açısı da yanlış, nitekim azınlık olmalarına rağmen İngiltere bu hakkı bazı vatandaşlarına tamamen insan hakkı kapsamında vermiş bulunuyor. Yani, o makalelerdeki görüşlerin üstüne hemen atlamadan önce kendi toplumunda “norm-al” nedir, “a-norm-al” nedir, “nötr” nedir, “yalıtkan” nedir, “iletken” nedir, oturup bir bakmak gerekir.

10.
Postta da dediğim gibi, insanın (tabii ki sembolik olarak) incir yaprağıyla başlayan örtünme ihtiyacı genişleyerek burka gibi kıyafetlerde olduğu gibi bedenin hiçbir yerinin görünmeyeceği noktaya kadar gelmiştir. Dinlerin, kültürlerin ve örflerin her birinin kendine göre bir yorumu olmuştur. Bugün Batı toplumlarında kadının örtünmesinde ortak anlaşma zemininin diz ve boyun arasında oluştuğunu söyleyebiliriz. Mesela Batı’da göğüsleri açık ya da aşırı mini etekli bir kadını çalışma hayatında göremeyiz. Yani kadının başı açık, göğüs dekoltesi ve etek boyu belirli bir ölçüdedir. Bu kadın dindar bile olsa rahibe gibi giyinmek zorunda değildir. Bağlı olduğu kilise de kıyafetinden dolayı onu kınamaz. “Norm”al budur. Toplumun büyük çoğunluğunun başörtülü olduğu bir toplum da kendi “norm”unu belirlemek durumundadır. Aslında bu norm tartışmalarının da dışına çıkıp biraz vicdan, insaf, merhamet gibi insani hasletlerimiz üzerinde durmalıyız. Belki yolumuzu bunlar aydınlatır.

11.
Gelelim hükümete... Bu noktada maalesef memleketin siyasetçi kalitesi üzerinde durup düşünmek gerekir. İktidar ya da muhalefet değişmiyor. Herkes kendi ideolojisinin mevzisini korumak, birbirine karşı kendi ideolojisini savunmak dışında ne yapıyor? Otuz küsur yıldır darbe anayasasıyla yönetilen bu ülkede siyaset yapıyor hepsi. Ben mevcut iktidarın demokratlığına kefil olamadığım gibi (bütünüyle) muhalefetin de demokrat olduğunu düşünmüyorum. Mevcut iktidarın kamuda başörtüsü yasağını kaldırmasının demokratik saiklerle olduğuna da inanmıyorum. Fakat bu karar, sonuçları itibariyle demokratiktir. Benim savunduğum da budur, hükümet değil. Keşke hükümet, Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi için gerekli adımları atsa ve mütedeyyin bir iktidar olarak bu onurun sahibi olsa. Nitekim, iktidar değişimi durumunda kendi tabanının gelecekteki güvencesi de demokrasi olacaktır.

Devam…
A. Selim Tuncer -
12.
Bir gazetede her gün memleketin bütün siyasi meseleleriyle ilgili kalem oynatan bir yazar değilim. Benim durumum da bu platformun niteliği de belli. İlgi ve uzmanlık alanım farklı ve daha çok o kapsamda yazıp çiziyorum. Siyasi kritikleri ise zaman zaman aklıma esince yapıyorum. Onların çoğunun da kendi uzmanlığımla uzak yakın bir ilgisi oluyor. (Bu postta olduğu gibi.) Kimi zaman şunu da yazsaydım dediğim bazı konular oluyor, onu yapmaya da zamanım ve mecalim yetmiyor. Sonuç itibariyle bu benim görevim değil ve bu işle ilgili bana maaş ödemiyorsunuz.  Ben sana diyorum ki hükümete karşı bir kritik mesafesi vardır ve onu korurum. Sizin gibi küfrederek veya hınçla yapmasam da bundan imtina etmedim, etmem de. Düzenli ve istikrarlı olmasa da Gezi’yi de yazdım, Kabataş’ı da yazdım, başka şeyleri de. (Hatta o zaman da galiba eleştirilerimin dozunu zayıf bulduğun için suçlamıştın beni. Aklımda öyle bir şey kalmış.) Hadi göster yazdığın eleştirileri diyorsun. Üşenmiyor ve çok merak ediyorsan geriye doğru tarama yapabilirsin. Bu konuda seni ikna etmek için hem bunu yapmaya üşenirim (Başka işim mi yok?) hem de inanıp inanmaman pek de umurumda değil, inanmakta direndiğin için.

13.
Demişsin ki “O kadar evrensel demokratik değerlere vakıfsan söyle abi. Bu ülkenin ordusu savaşmadan generallerinin yarısını kaybetti. Ergenekon, Balyoz ve İzmir casusluk davalarındaki hukuk skandalları sonucunda bir sürü insan kanser oldu, kafasına sıktı. Bu konuda yazdın mı?” Dediğim gibi her konuda yazmak gibi bir görevim yok. Hatırlamıyorum, belki de yazmamışımdır, ama bu, konuya ilgisiz ve kayıtsız olduğumu göstermez. Sonuçta tek iletişim kanalım burası değil benim. Nitekim, bu davalardan birinde haksız yere üç yıl bir arkadaşım yattı benim, en azından kişisel ve duygusal bir pozisyona sahibim. Bu davaların bizim konumuzla şöyle bir ilgisi var yalnız. Maalesef davalar kamuoyuna ilk yansıdığında hak ettiği tepkiyi görmedi, değil mi? Neden? Çünkü hiç kimse dudağını ısırıp “Yahu kardeşim, bizim ordumuz siyasete silah sokmak gibi kalleşçe işlere kalkışır mı? TSK tarihinde darbe yapmış mı ki şimdi darbe planlarıyla suçlanıyor?” diyemedi. Kendi “ideolojisine” aykırı duran bir parti iktidara gelmişti. 28 Şubat sürecinde o günkü hükümetin nasıl bir baskıyla yıktırıldığı daha hafızalarda tazeydi. Nitekim, itiraf edeyim benim ilk tepkim de “buna kalkışmış olabilirler” şeklindeydi. Sonra iş çığırından çıktığında kumpası gördük. Benim o dönemde fikrimi belli yerlere ulaştırabilecek arkadaşlara söylediğim (Belki bunu yazmışımdır.) şuydu: “Bu davalar çığırından çıktı. Belli ki arkasında başka niyetler var. Ayrıca bizim ordu mensuplarının yetişme biçimi darbeyi alçak bir silahlı müdahale olarak görmekten ziyade bir görev olarak bellemelerine neden oldu. Bu, hafifletici bir sebep olmamakla birlikte, bir vakıadır. Bence siyasi iradenin yapması gereken şey CHP ile hemen uzlaşıp bir genel siyasi af çıkararak bu askerlerin hepsini salması, bunun karşılığında da darbeyi değil, darbe planını bile en ağır suçlar arasına sokacak kanunlar çıkarması, hatta bu suç-ceza denkliğinin ileride değişmemesi için Anayasa’da da bu yönde bir değişikliğin yapılmasıdır.” Nitekim CHP’nin, içinde bulunduğu şartlar nedeniyle bu teklifi reddetmesi de imkansızdı. Şimdi o arkadaşlarla karşılaştığımda bu sözlerimi başlarına kakıyorum.

14.
Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sinde yer alan “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.” sözü aslında o günlerin savaş ve işgal tasvirini yapıyor. Görünen ve daha çok görünmeyen yüzüyle, bugün bundan çok daha vahim durumdayız ülke olarak. Bunun da suçunu hükümete yükleyebiliriz, ama bu bizi kurtarmaz. Çıplak bedenleriyle tankların önüne yatan, çıplak elleriyle kurşunların üzerine giden bu beğenmediğiniz halk, tüm toplumu bir hain kalkışmanın vahşi sonuçlarından kurtardı. Fakat o gördüğüyle mücadele etti. Bir de görünmeyen karanlık bir fotoğraf var. Bu kötü fotoğrafı, bu işgal ve kıstırılmışlık durumunu ancak toplum olarak kenetlendiğimizde ortadan kaldırabiliriz. Kenetlenmenin koşulu ise, Türkler, Kürtler, Sünniler, Aleviler olarak hiçbir değerimizden vazgeçmeden, hiçbirimiz birbirimizin değerlerini horlamadan, İbn Haldun’un dediği gibi bizi birbirimize bağlayacak üst değerler yaratabilmektir. Belki yaratmaya bile gerek yok, bu değerleri samimiyetle aramak, bulup çıkarmaktır. Bunun dışında herkes kendi inançlarını, kendi etnisitesinin güzelliklerini kendince ve özgürce yaşasın. Şunu bilelim ki vatanın bölünmemesi halkın bölünmemesine, halkın bölünmemesi de herkese haklarının verilmesine bağlıdır. Hükümeti elimizden geldiğince buna zorlayalım, devlet hepimizin devleti olsun.

Bitti.
Bulent Yilmaz Abi haklısın aynı argümanların üzerinde dönüp duruyoruz. Yazdıkların yukarıdakilerin geniş bir açıklaması niteliğinde. Şimdi sana otuz maddeyle uzun bir cevap yazsam benimkiler de farklı olmayacak. Nihai olarak ben türkiyede senin gördüğün genel tabloyu görmüyor ve yaşamıyorum. Gidişat hakkında iyimser de değilim. Senin demokratik saiklerle (başka bir şeyle suçlamıyorum senin beyanların buna vurgu yaptığı için) konumlandığınız bu pozisyon ülkeyi son onbeş yılda nereye getirdiyse bundan sonraki dönem bunu da aratacaktır. Bu niyet okuma fln değil yaşadıklarımızdan çıkarttığımız sonuçtur. Ali saydam ve ali atıf bir de zamanında aynı mesajları veriyordu. Geldiğimiz noktada artık konuşacak yüzleri kaldımı bilmiyorum. Uzatmak anlamsız. Teorik çerçeve çizip pratikde yaşanan trajedileri küçümsemek burun kıvırmak mevzinizin omurgasını oluşturuyor. Ne diyelim ülkenin gittiği noktada sen iki aliyle birlikte amerikaya yerleşir üstüne de ben aslında demiştim dersin. Kabak hep olduğu gibi bizim başımıza patlar. Burada bitiriyorum zira korku ve kaygının farkı bilinmiyor. Kaygı sebepsiz, korku ise nedeni objesi olan bir duygudur. Yaşadıklarımız sebepsiz kaygı değil bizzat her gün gırtlağımızda hissettiğimiz pençenin korkusudur. Demokratik uyarılarını dikkate alıp yok edilirken hırlamayız olup biter.
A. Selim Tuncer Alileri Velileri bilmem, ben bu ablayı bırakıp bu ülkeyi terk etmem. https://youtu.be/KgdOBiayEN0
Bulent Yilmaz O eli öpülesi ablanın da senin de varacağın limanın görüntüleri burda. http://odatv.com/mob_n2.php...
A. Selim Tuncer Ben senin canını biraz daha sıkayım.  Semah, sema, zikir, Türkçe, Kürtçe, Arapça… https://youtu.be/ynXs4NT54Qc
Bulent Yilmaz Hiç düşündün mü aleviler diyanette temsil edilmez, ibadethaneleri tanınmazken külliyede bu zikir görüntüleri ne anlama gelir? Kardeş türküler tüm kültürlere sahip çıkıyor ve bunları yaptıkları yer cumhurbaşkanlığı makamı değil, sahneler.
A. Selim Tuncer Orası da sahne!  Düşündüm. 1. Devletimizin yanlış laiklik kurgusunun sonuçlarından biri... Diyanet, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin devamıdır. Laikliğe rağmen devlet o günden bu yana din tekelini elinde tutmuştur. 2. Son derece yanlış ve gereksiz bir uygulama.
Bulent Yilmaz Sen şimdi diyanet gibi kurumların demokrasiye uygun olmadığına dair bir makale yazar beni utandırırsın )))
A. Selim Tuncer Makaleye gerek yok. Değil. Olmadığını da herkes biliyor, ama bunu söylemek kimsenin işine gelmiyor. Yalnız Türkiye'de Batı modeli de tutmaz. İslam kilisesi icat edecek değiliz, ama demokrasi ve laikliğe uygun özgün bir Türk modeli üzerinde çalışmak lazım.
İbrahim Aytunc

Yanıt yaz...
Bulent Yilmaz Mevzuyu karikatürize ediyorsun. Öyle olsun.

Hiç yorum yok: